Savas sirasinda Zapatista'ydik. Tamam. Ama komünist degildik. Zapatista olmak komünist olmakla ayni sey degildi. Komünizm, kurtarıcımız Hazret-i İsa’dan nefret eden yabanci bir canavardi ve kendine saygısı olan hiçbir Katolik, komünizmi benimsemezdi. Bir komünist gibi düsünebilir, bir komünist gibi konusabilir, isci ve köylü sınıfını yüceltip emperyalist domuzlara lanetler yağdırabilirdiniz ama bir komünist olamazdınız. En azindan ben boyle düşünüyordum, çünkü büyükannem böyle öğretmişti.
Demokrasiler sadece generallerin değil, onları başa getirmiş olan gücün kendisini bozan başkanlar veya başbakanlar gibi seçilmiş liderlerin ellerinde de ölebilir.
…İktidarı daha etkili kılan şey, baskı değil alışkanlığın otomatizmidir/ ritüelliğidir. Mutlak bir iktidar, asla görünmeyen, asla kendine refere edilmeyen, daha çok doğal olanla, söylemeye gerek kalmadan tamamen kaynaşmış olan iktidardır. İktidar, kendi görünmezliğinde parlar.
Ulrich Beck haklı olarak şunu belirtir: “İktidarın doğallığı ve büyüklüğü arasında pozitif bir ilişki vardır. Neredeyse şunu söylemek mümkün: Hiç kimsenin iktidardan bahsetmediği yerde iktidar tartışmasızdır, bu tartışmasızlığı içinde aynı zamanda kesin ve büyüktür. İktidarın, tartışmalı hale geldiği yerde çöküşü de başlar.”