Ey gizlenen dolunay ve yıldızlar! Bilin ki onun aşkına dönmekte yerler ve gökler, ona tutulmakta burçlar ve felekler. O var iken zemin ile zaman arasında hangi varlığa adansın ya bu emekler, ya hangi renkle iltica etsin dallarında çiçekler? Cemalini gören aşık, görmeyen aşık iken gamzesine rüyada olsun dönmesin mi narin kelebekler?
Gurbetin ucundaki bir serhat gibi gurbet gurbet dolaşan bir vuslat gibi... Güneş ve ay, nurunu onun aşkından alırken güneş ışığı aya vurur gibi kalpleri aydınlatırken...
Fatıma fısıldıyordu:
"Gel ey kutlu sevgili, gel sevmeyi unutan kalplere sevgiyi hatırlatmak üzere gel!.."
Bırak ey bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül.
Zira feryat bela-ender, hata-ender beladır bil.
Eğer bela vereni buldunsa safa-ender, atâ-ender beladır bil.
Eğer bulmazsan bütün dünya cefa-ender, fena-ender beladır bil.
Cihan dolu bela başında varken ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl!
Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.