DİNDAR(!) NEDEN KÜPLERE BİNER?
❗️​"Bir aptalı ikna etmeye çalışmak boşunadır, çünkü aptalın aklı yoktur; ama bir dindarı ikna etmeye çalışmak daha da boştur, çünkü onun aklı vardır ve aklını kullanmayacaktır." — Soren Kierkegaard Durun hemen kalkanları kaldırmayın 😊 Kierkegaard bir ateist falan değil; aksine dindar bir Hristiyan (Pretastan). Üstelik kendi mahallesine konuşuyor. Yani tepkisi, — alışkanlık hâline gelmiş, sorgulanmayan kurumsal dindarlık ve nominal Hristiyanlığa. Hemen üstüne alınma yani... Ha, "Bizde de aynı durumlar var mı?" diye düşünebilirsin tabi, hatta yap bunu mutlaka! 👉 Malum "İslam, akıl dini değil nakil dinidir" safsatasına itibar edildiği, beyin yamyamlarının el üstünde tutulduğu bir coğrafyadayız! Konumuza dönelim. ❗️Eğer Kur’an merkezli bir din anlayışınız varsa, mutlaka sizler de birebir yaşamışsınızdır! Kendisini dindar bilenlerle fikri münakaşa yaparken, zat-ı alilerine kapı gibi belge sunsanız, yanlışını apaçık gösterseniz dahi, onları yine de ikna edemez, eski inancından kolay kolay vazgeçiremezsiniz. Hele bir de — bir siyasi oluşuma, — bir tarikata, — bir cemaata müntesip bir mürid, gassal elinde bir meyyit ise! 🔎 Peki neden böyle? — Üç ana neden öne çıkıyor:
Semerkandi Hazretleri ifadesi, İslam tarihi ve tasavvuf geleneğinde Semerkand (Özbekistan) kökenli veya orada yetişmiş birçok büyük alim ve veli için kullanılan hürmet dolu bir hitaptır. Tarihte bu nisbeyle (Semerkandi) anılan birden fazla çok önemli şahsiyet bulunmaktadır. En çok bilinen ve kastedilme ihtimali yüksek olan iki büyük ismi şöyle özetleyebiliriz: 1. Şeyh Ebû Bekir es-Semerkandî (Ebu Bekir Vâsıtî) Tasavvufun erken dönem (mütekaddimîn) büyüklerindendir. Aslen Vâsıtlı olup bir süre Semerkand'da yaşadığı için bu nisbeyle anılmıştır. Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebû Bekirş-Şiblî gibi büyük zatların sohbetlerinde bulunmuş, Horasan tasavvuf ekolünün şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. 2. Ubeydullah el-Ahrâr Hazretleri (Hâce Ubeydullah-ı Semerkandî) Nakşibendî tarikatının en büyük silsile halkalarından (Altın Silsile) biridir. Taşkent'te doğmuş ancak ömrünün büyük kısmını ve irşad faaliyetlerini Semerkand'da geçirmiştir. Etkisi: Dönemin Timurlu hükümdarları (Ebu Said Mirza, Ahmed Mirza) üzerinde muazzam bir manevi ve siyasi nüfuzu vardı. Savaşları durdurmuş, halktan ağır vergilerin kaldırılmasını sağlamıştır. Kabri: Bugün Özbekistan'ın Semerkand şehrinde, kendi adını taşıyan Hoca Ubeydullah Ahrar kompleksi içindedir. Diğer Bilinen Semerkandî Alimleri Eğer tasavvufi değil de kelam, fıkıh veya tefsir yönüyle bir arama yapıyorsanız, kastedilen kişi şu isimlerden biri de olabilir: Ebû Mansûr el-Mâtürîdî: Sünni akidenin (Maturidiyye) kurucusudur, Semerkand'ın Maturid mahallesindendir. Ebû el-Leys es-Semerkandî: "İmamü'l-Hüda" (Hidayet İmamı) lakabıyla bilinen, Tenbihü'l-Gafilin ve Tefsirü'l-Kur'an gibi eserleri yüzyıllardır Anadolu'da da çok okunan büyük fıkıh ve tefsir alimidir. Semerkandî (Şemseddin): Matematik, astronomi ve mantık alanında eserler vermiş ünlü bilim
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)
Namazın şartlarının birincisi, hadesten tahârettir: Hades, cünüb veya abdestsiz olmak demektir. Hadesten tahâret; gusül lâzım olduysa gusül abdesti, abdest lâzım olduysa abdest almaktır. Su bulunmayan yahut kullanılması mümkün olmayan yerde de teyemmüm etmektir. Abdestin farzları dörttür: Yüzünü yıkamak, ellerini dirsekleri ile beraber yıkamak, başının dörtte birini mesh etmek ve ayaklarını topukları ile yıkamaktır. Abdest şöyle alınır: Abdeste niyet edip besmele ile ellerini yıkar, ağzını misvaklar. Ağzına ve burnuna üçer kere su verip yıkadıktan sonra saç bitiminden çene altına, yanlardan da kulak yumuşağına kadar yüzünü ve önce sağ, sonra sol kolunu üçer kere yıkar. Sonra sağ elini ıslatıp başının dörtte birini mesheder. Her iki el ıslatılıp şehadet parmaklarının içi ile kulağın içi, başparmakların içi ile kulağın dışı mesh edilir. Her iki eldeki kalan üç parmağın dışı ile de boyun meshedilir. Daha sonra önce sağ, sonra sol ayağını üçer kere yıkar. Abdest alırken suyu israf edecek şekilde çok kullanmamalıdır. Abdesti bozan şeyler: Önden ve arkadan çıkan şeyler ve arkadan çıkan yel, herhangi bir âzâdan kan ve irin çıkması veya sarı su akması, -balgamdan başka şeyi- ağız dolusu kusmak, yatarak veya -alındığında düşeceği şeye- dayanıp uyumak, delirmek, bayılmak, sarhoş olmak, namazda yanında olan kimsenin işiteceği kadar gülmek. Guslün farzları üçtür: Ağza ve burna su vermek ve bütün bedeni kuru yer kalmayacak şekilde yıkamaktır. Gusül şöyle alınır: Evvelâ ellerini yıkayıp istincâ yerlerini ve diğer yerlerde necâset var ise onu temizleyip namaz abdesti gibi abdest alınır. Bu abdest alınırken ağız ve burna su bolca çekilir. Sonra başına, sağ omuzuna ve sonra da sol omuzuna su döküp bütün âzâlar (hiç kuru yer kalmayacak şekilde) üçer kere yıkanır. Âzâları ilk
Din İslam
İmam Azam-a göre fıkıh İnsanın aleyhine ve lehine olan şeyleri bilmesidir.
İSLAM’DA ÇOCUK CARİYELER Hammad b. Seleme’nin bildirdiğine göre İyas b. Muaviye (ö. 122/740), kendisiyle cinsel ilişki kurulamayacak kadar küçük yaştaki (dolayısıyla hamile kalma riski olmayan, ergenlik öncesi) bir cariye satın alan adam hakkında şöyle demiştir: “İstibra’da (iddet bekleme süresinde) bulunmadan kendisiyle ilişkiye girmesinde bir sakınca yoktur.” (Kaynak: İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, Nikâh bölümü, Hadis No: 16919). Kur’an-ı Kerim’de (Mü’minûn 5-6, Nisâ 24 ve benzeri âyetler) “sahip olunan cariyeler” ile cinsel ilişkinin meşru olduğu açıkça belirtilir. Bu uygulama, erken dönem İslam toplumunda savaş esirliği, ganimet paylaşımı ve köle ticaretiyle uyumlu bir sistemin parçasıydı. Fetihler sırasında binlerce kadın ve kız çocuğu esir alınmış, cariye olarak kullanılmıştı. Bu rivayet, İslam’ın klasik fıkıh kaynaklarında çocuk yaştaki kızların bile “mal” statüsünde görüldüğünü ve cinsel kullanıma açık olduğunu belgeleyen örneklerden biridir. Köle ticareti ve savaş esirliğine dayalı bu sistem, modern insan onuru ve hakları anlayışına temelden aykırıdır. Günümüzde IŞİD gibi radikal gruplar, bu eski metinleri harfiyen yorumlayarak “cariye” uygulamalarını gerekçelendirmiş ve bu da söz konusu hükümlerin güncelliği konusunda ciddi tehlikeleri gözler önüne sermiştir. Not: İbn Ebi Şeybe, Buhari ve Müslim’in hadis hocasıdır.
Bu yıl teşekkür aldım bunu sebebi kesinlikle fıkıh sınavından geçemem. Aslında test sorularım doğruydu ama klasik sorularda eksik bırakmıştım. Ve taktir bir puanla gitti. Gerçekten bu yıl bir değişik