Ahmed Hamdi Tanpınar’ın Mahur Beste’si, satır aralarında saklı incelikleriyle yalnızca bireysel hikâyeler değil, bir dönemin sosyal, kültürel ve zihinsel iklimi üzerine de söz söyleyen bir eserdir. Roman, çok sayıda karakter barındırmakla birlikte, bazı şahsiyetler hem psikolojik derinlikleri hem de toplumsal temsilleriyle metnin omurgasını oluşturur. Bu incelemede, kendi okuma sürecimde en dikkat çekici bulduğum ve bazen gözden kaçtığını düşündüğüm üç ana karaktere –Behçet Bey, babası İsmail Molla ve Sabri Hoca– odaklanacak, aralarındaki ilişkilerin ve diyalogların satır aralarında nasıl güçlü anlamlar taşıdığını aktarmak isterim.
Mahur Beste’de Behçet Bey, İsmail Molla’nın oğlu olarak, babasının kudreti ve baskın karakteri altında silinmiş, varlığı gölgelenmiş bir şahsiyet olarak resmedilir. Ufak tefek fiziği, çocukça hareketleri ve silik tavırlarıyla dikkat çeker. Tanpınar, onu şu cümlelerle tasvir eder:
“Zavallı Behçet, bütün ömrünce hiçbir efendilik hissi duymayacak; her tanıdığı şey ona sahip olacaktı. O, eşyanın ve insanların mutlak saltanatı altında, küçük, müstebit, bir saklanma duygusunun büklümleri içinde, küçük, çok küçük bir şey olarak yaşayacaktı.”
Bu ifadeler, Behçet Bey’in yalnızca fiziksel görünüşünü değil, ruhsal dünyasını da derinlemesine yansıtır. Hayatı boyunca kendi iradesinden çok başkalarının etkisi altında kalan, edilgen ve kırılgan bir kişilik çizer. Tanpınar’ın betimlemesi, onun varoluşunu adeta dar bir çerçeveye hapseder; burada hem acıma hem de ince bir hiciv sezilir.
Behçet Bey’in babası Molla Bey ise, tahakkümkâr tabiatı, nüfuzlu duruşu ve her türlü tenkidin üstünde kalan şahsiyetiyle çevresindekileri farkında olmadan esir gibi kullanan; dahası, bu esareti onların ruh hâlinde en tabii durum hâline getiren bir tip olarak çizilir.