“Büyük“ olan kişi kendi hisleri ile baş etmekte ne kadar zorlanıyorsa bizim de bu kişi kendi hislerinden -dolayısıyla da kendi hislerimizden-koruma isteğimizin o kadar artması olası. Büyük, bizdeki üzüntüyü, mutsuzluğu, acıyı, korkuyor, endişeyi, memnuniyetsizliğe, şikayet, öfkeyi tolere edemiyorsa, aslında her biri bir fonksiyona binayen orada olan ve bize normal şartlar altında çok faydası olan bu hislerimizi bastırırız, bu hislerimizle aramızdaki doğal ilişki bozulur. Hislerimizle ilişkimizin bozulması, kendimizle ilişkimizin bozulmasıdır.
“Üzülebilirsin, ağlayabilirsin, korkabilirsin, şikayet edebilirsin, sana verdiğim bir şeyden memnun olmayabilirsin, karşı çıkabilirsin, öfkelenbilirsin; her türlü kabulümsün.” diyen, bizi olduğumuz gibi ve tüm hislerimizle sevebilen, bizim hislerimizden incinmeyen ebeveyn ve büyükler varsa çevremizde, Hislerimizle aramızdaki ilişki bozulmaz.
“İyi“ nin karşıtının “kötü“ değil “mükemmel” olduğunu söylerim hep. “Birinin çuvallamasını mı istiyorsunuz? Ona mükemmeliyetçilik aşılamanız tek başına kafi.” derim 
Yataktan çıkmakta zorlanıyorsak eğer, içimizdeki çocuk bize uzun zaman boyunca sesini duyurmaya çalışmış, bizse onu ve ihtiyaçlarını yok sayarak dışarıdaki birilerini memnun etmekle meşgul olmuşuzdur bu süre boyunca. İçimizdeki çocuk artık yorulduğunu ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylüyordur bize. Yataktan çıktıktan sonra yaptığımız şey her ne ise onu, içimizdeki çocuğun canını acıtarak yaptığımızı. Bu duruma gelmemizin nedeni nasıl içimizdeki çocuğun duygularını uzun zaman yok saymış olmaksa, bu durumdan çıkmanın yolu da şimdi o duygulara kulak vermeye çalışmaktır.
Erteleme, bizi içine düşmekten korktuğumuz bir şeye karşı korumakta. Söz konusu durum erteleme ise eğer, kendimize “Bu işi yapmamam, ne işime yarıyor?“ sorusu ile birlikte “Bu işi yapmaman beni hangi durumdan koruyor?” diye sormak sorunun kaynağını görebilmek konusunda çok yardımcı olabiliyor.