Özlem.. Sanırım en ön plandaki duygu budur, iletişimin mektuptan ibaret olduğu yıllarda..
Coşkuyla yazılan mektuplar, heycanla kaleme alınan cevaplar..
Sevgiliden gelen, içine yüreğini de koyduğu o kağıt parçasını bağrına basmak, öpmek, koklamak...
Sonra heycanla kaleme sarılıp yazabildiğini yazabilmek, bütün sevgini, aşkını, coşkunu ilmek ilmek o kelimelere dokumak.
O kağıdı sevgi ve şefkatle öpüp katlamak, aşkla zarfına koymak ve sonra bir annenin çocuğunu bağrına basması gibi bağrına basıp, okuyanın senin yazdığın andaki hislerini hissedeceğini düşünmek ve mutlu olmak. Şimdi herşeye bir tık mesafesinde olan bir neslin bunu anlaması elbette zordur. Bütün bu duygulardan uzak büyümüş olmak bizim için büyük bir kayıp.
Sevgili Virginia,
Eğer hayatta olsaydın seninle oturup konuşmayı gerçekten isterdim. Sonra düşündüm ve bunu yine de yapabileceğime karar verdim.
Seninle ilk tanışmam 1928 yıllarında kaleme almış oldugun "Kendine ait bir oda " kitabı ile oldu. Açıkçası itiraf etmem gerekirse senden yana bildiğim tek şey 'feminist yazar' olduğu için sana karşı bir önyargım vardı. Çünkü yaşadığım yüzyılda feminizm bize çok farklı yansıtıldı, daha doğrusu feminizm altında aslında, feminizm ile ilgisi olmayan yanlış örnekler gösterildi.
Umuruyorum ki bu önyargımdan ötürü beni bağışlarsın.
Kitabını çok beğendim ve tavsiyene uyarak -laf aramızda odamı kardeşimle paylaşıyorum- kendime odamda özel bir alan oluşturdum, ve kimin ne düşündüğünü umursamadan gördüğün gibi yazıyorum. :)) Sırf bunun için sana ne kadar teşekkür etsem az. :))
Kitabını okuduktan sonra hayatını çok merak ettim. Biliyorum belki bana darılacaksın çünkü "yazabilmek için mahrem, gizli olabildiğince anonim ve suyun altında olamam gerek" sözünü göz ardı ettim.
Çektiğin acılara şahit olmak inan