Akın Akbulut

Akın Akbulut
@finansbey
Borsa, kripto, kitap, gezi, tarih
A.Ü. iktisat
Muğla/ortaca
1 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Boyacı
Annen var mı senin? - Var tabii. - Ne iş yapar? - Çamaşıra gidiyor. - Sen ne olacaksın büyüyünce? - Ben mi? dedi. Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de birbirimize baktık. -Ben, dedi, boyacı olacağım. - Ne boyacısı? - Kundura boyacısı. - Neden kundura boyacısı? - Ya ne olayım? - Doktor ol, dedim. - Olmam, dedi. - Neden ? - Olmam işte. - Neden ama? - Doktoru sevmem ki. - Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ? - Tabii sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan. - Ama annen iyileşti. - Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben. - Peki, dedim, öğretmen ol. - Ben mektebe gitmiyorum ki. - Neden? - Öğretmen beni dövüyor. - Neden? - Yaramazlık ediyorum da ondan. - Sen de yaramazlık yapma. - Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
olması gereken ama
Platon veya Eflatun (Yunanca: Πλάτων Plátōn; MÖ 428/427 veya 424/423 – 348/347), demokrasiye karşı oldukça eleştirel bir bakış açısına sahiptir. Devlet (Politeia) adlı eserinde, yönetim biçimlerini bir hiyerarşi içinde sıralar ve demokrasiyi, zamanla diktatörlüğe dönüşebilecek bir yönetim biçimi olarak görür. Platon’a Göre Demokrasi ve Diktatörlük Platon, demokrasinin halkın yönetimde doğrudan söz sahibi olduğu bir sistem olduğunu kabul eder, ancak bu yönetim biçimini “özgürlüğün aşırılaşması” olarak değerlendirir. Ona göre: Eğitimsiz ve bilgisiz kitlelerin yönetime katılması, yanlış kararlar alınmasına yol açar. Halk, kısa vadeli çıkarlarına odaklanarak, bilgeliğe veya devletin uzun vadeli iyiliğine önem vermez. Halkın çoğunluğu, kendilerini en çok memnun eden liderleri seçer, ancak bu liderler genellikle popülist ve beceriksiz olabilir. Kaostan kurtulma isteği, halkı bir “kurtarıcıya” yönlendirir ve bu kurtarıcı bir tiran olur. Halk, düzeni sağlama vaadiyle bir kişiye olağanüstü yetkiler verir. Bu kişi, başlangıçta halkın sevgisini kazanır, ancak zamanla tüm gücü kendinde toplar ve bir diktatöre dönüşür. Platon’a Göre İdeal Yönetim ve Eğitimin Rolü Platon, en iyi yönetim biçiminin bilgeler tarafından yönetilen bir aristokrasi (bilgelerin yönetimi, yani filozof kralların yönetimi) olduğunu savunur. Ona göre: 1️⃣Eğitim, bireyleri ahlaki ve entelektüel olarak geliştirerek iyi yöneticiler yetiştirmelidir. Halkın çoğunluğu, yönetime doğrudan katılmamalı, ancak eğitimli, bilge yöneticiler tarafından adil bir şekilde yönetilmelidir. 2️⃣Bilge yöneticiler, kişisel çıkarlar yerine devletin uzun vadeli refahını düşüneceklerdir. Platon’un görüşlerine göre, eğitim olmadan demokrasi, halkın kendi sonunu hazırladığı bir sistem haline gelir. Kitleler, popülist liderleri seçtikçe
Yaşamak
Herkes dağın zirvesinde yaşamak ister… ama” (Gabriel García Márquez – Apokrif Veda Mektubu) Ölüm döşeğinde, Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez yalnızca bir veda etmiyor, aynı zamanda hayata dair son bir ders bırakıyordu. Yoluna devam eden herkese adanmış duygusal bir vasiyet… “Eğer kader bana biraz daha zaman verseydi, insanlara onları ne kadar sevdiğimi söylemeden tek bir gün bile geçirmezdim. Hepinizi seviyorum… ve herkesi, sevgiden daha değerli hiçbir şey olmadığına ikna ederdim.” İnsanlara aşkın yaşı olmadığını öğretirdi. İnsan yaşlandığı için aşık olmayı bırakmaz; aksine, aşk içimizde söndüğü için yaşlanırız. Çocuklara kanatlar verirdi ama uçmayı kendilerinin öğrenmesine izin verirdi. Yaşlılara ölümü yılların değil, unutuluşun getirdiğini hatırlatırdı. “Aklımdan geçen her şeyi söylerdim ama her kelimemi dikkatle seçerek. Eşyaların değerini, onların ne olduklarıyla değil, ne anlam ifade ettikleriyle ölçerdim.” “Az uyur, çok hayal kurardım, çünkü gözlerimizi her kapattığımız an, kaybedilmiş bir ışık demektir.” “Diğerleri durduğunda yürümeye devam eder, herkes uyurken uyanık kalırdım.” Ve en büyük dersini paylaşırdı: “Sizden, insanlardan öğrendiğim bir şey var: Herkes dağın zirvesinde yaşamak ister, ama asıl mutluluğun tırmanışın kendisinde olduğunu anlayamaz.” “Eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, daha çok hata yapardım. Mükemmel olmaya çalışmaz, sadece insan olurdum. Daha çok dondurma yer, daha az sebze tüketirdim. Daha fazla risk alır, daha çok seyahat eder, daha fazla gün batımı izler, daha çok nehir geçer, daha çok insanı kucaklardım.” “Hayatın saçmalıklarına içtenlikle güler, güzelliği karşısında utanmadan ağlardım. Her şeyi kontrol etmeye çalışmayı bırakır, rüzgarın beni sürüklemesine izin verirdim. Sessizliğin müziğini daha çok dinler, daha az
Mavi Yolculuk
1945 yılıydı. Yazar, sanat tarihcisi ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu'na bir mektup geldi. Bodrum'dan gönderilmişti. Gönderen Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir'di. Şöyle diyordu mektupta. "Bir kaç arkadaşını topla güneye gelin, güzelliğin ne olduğunu anlayın..." Toplandılar. Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi, Erol Güney, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Fuat Erol Keskinoğlu ve Necati Cumalı İzmir'de Cevat Şakir ile buluştular... Yanlarına peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve çokça rakı alarak ahtapot avcısı Paluko'nun teknesine bindiler. Güneye indiler... Yolculuğun kuralları vardı. Gazete okunmayacak, radyo dinlenmeyecek, mecbur olmadıkça karaya çıkılmayacaktı. Dünya ile ilişkilerini keseceklerdi. Öyle de oldu. Mavi cennette kayboldular. Sonra bu geziler her yıl tekrarlandı. Bedri Rahmi Eyüboğlu, ilk gezide başlayarak farklı yıllara ait on iki defter hazırladı. Defterlerin adı "Mavi Yolculuk"tu. O gün bugün Ege ve Akdeniz’de tekne ile çıkılan ve günlerce denizde kalınan gezilerin adına ‘mavi yolculuk’ deniliyor. Bu yolculuklar bugün turizme milyarlar kazandırıyor. Tek farkı var. O günlerde cebi boş aklı dolular çıkardı bu turlara, şimdi cebi dolu aklı boşlar. Mavi yolculukların fikir babası Cevat Şakir'di. Sadece denize değil. Doğaya da aşıktı.
Avni Dede
Beyazıt meydanı yolunuz düştüyse Avni dedeyi muhakkak görmüşsünüzdür.. Kendine has giyim tarzı, saçı ve sakalı ile bir başkadır Avni Dede.. ☆ ☆ ☆ ☆ Üç öğün biftek tüttü burnumda, Açlık; kurşun gibi omuzuma girdi. Şiir; ekmek oldu yedim, su oldu içtim, Sesimi Beyoğlu’nda duyurdum... Açlık diye bir şey olmasaydı; Kimbilir ne kadar rahat uyurdum. Ben bu şehirde doğacak, Ben bu şehirde yaşayacak, Ben bu şehirde sürünecek adam değildim. Biliyordum bu şehir bana dardı, Biliyordum bu şehirde bir yığın, İnsan şeklinde hayvan vardı... İşte bu yüzden şair olmuştum ben Bir yıldız gibiydi ellerimde mutluluk, Bir yıldız gibi ellerimden kayan. Arabalar daha önce vardı beyoğluna Ben daha sonra yayan... Üç öğün biftek tüttü burnumda, Açlık kurşun gibi omuzuma girdi. Yediğim bir parça ekmek, İçtiğim bir bardak suydu. İnsanlar; yalnızlığımın düşmanı, Çaresizliğimin en büyük korkusuydu.