Şemseddin Sami’den okuduğum ilk kitaptı. Türk edebiyatının ilk romanı olması, onu merak ederek okumamın en büyük sebebiydi. Eser, Osmanlı döneminde geçen ve birbirlerinden habersiz şekilde âşık olan iki gencin hikâyesini anlatıyor. Talat’ın Fitnat’ı görebilmek için göze aldığı şeyler, Fitnat’ın ise her gün Talat’ın iş saatine denk gelecek şekilde pencere kenarında onu beklemesi, romanın en dikkat çekici bölümleri arasında yer alıyor.
Fitnat’a bakan Hacı Mustafa’nın, “namus” adı altında onu evde tutması, özel dikiş dersleri aldırması ve Fitnat’ın bu baskılar karşısındaki sıkıntısı, dönemin kadınların üzerindeki toplumsal baskısını çok iyi yansıtıyor. Talat’ın kadın kılığına girerek Fitnat’ın dikiş derslerine katılması ve böylece iki âşığın birbirini tanıması, eserdeki en ilginç olaylardan biri. Ancak görücü usulü evliliklerin yaygın olduğu bu dönemde, işler gitgide daha da zorlaşıyor. Fitnat’ın evlendirilmek istenmesi, Ali Bey’in romanın ilerleyen sayfalarında sahneye çıkışı ve ardından gelen hazin gelişmeler, hikâyeye beklenmedik bir yön veriyor.
Romanın sonu hiç beklediğim gibi değildi; beni hem şaşırttı hem de düşündürdü. Yazıldığı döneme göre oldukça güçlü bir eser. Kadınların çaresizliği, aile baskısı, aşkın gücü ve toplumsal düzenin bireyler üzerindeki etkisi çok sade ama bir o kadar da çarpıcı bir şekilde işlenmiş. Herkesin okumasını tavsiye ederim.