Sonunda o kitabı okumaya başlıyorum. Johann Hari’den Çalınan Dikkat. Vaftiz oğlunun büyük odaklanma sorunları yaşadığı bunalımlı bir dönemde onu çocukken çok sevdiği Elvis Presley’in -Graceland -evine götürdüğünde başlıyor Hari’nin arkhe’si. Araştırmacı yazar Hari, Uzun zamandır kendisinde de bir odaklanma problemi var aslında. Vaftiz oğluyla burada gezerken evi ziyarete gelen bütün turistlerin ellerindeki tablete dikkat çekiyor. Hepsi, evi çıplak gözleriyle görmek varken, tabletlerden izliyorlardı diyor Hari.. ve işte bir ses duyuyor. Neden odaklanamadığımızı yazmak için yola çıkacağım. Harii, ilk olarak deniz kenarı küçük bir kasabaya sosyal medya detoksu uygulayarak girmek istiyor. İnternete girmeyen bir dizüstü bilgisayar, akıllı olmayan bir telefon ve okumak istediği kitaplar ile üç ay… Hepimiz bunu yapmak istiyoruz değil mi? Oysa zihin taşınabilir bir bellek ve onu doğru programlamadıkça eğitemezsiniz. Bu bir gerçek! Zihin mekanik bir olgu mu? Yoksa duyguları olan ilkel bir araç mı? Harii, ilk iki hafta bir şeylerin farkına varıyor. Sürekli e-maillerini kontrol etmek ve sosyal medyaya bakma hissi. İşte hepimizin hapishanesi. Kendimizi kapattığımız bu yapay dünyanın büyük bir sektör olmasına sebep veriyoruz. Harii, ilk başta odaklanma becerimizin yalnızca bizden kaynakladığını, sorunun bireysel bir mücadele ile aşabileceğini düşünürken, küçük göldeki büyük balık olduğumuzu anlıyor. Odaklanma becerimiz büyük bir sürecin içerisinde, medya şirketleri, teknoloji vadilerinde sürekli ama sürekli bir uyarıcı ile tetikleniyor. Odaklanma sürecimizin azaldığı, daha fazla iş yükü ve mesaiye sahip olduğumuz, kötü beslendiğimiz, doğaya ayak basmadığımız, iyi uyuyamadığımız, eğitim sistemimizin ve DEHB belasının ritalinle çözüm bulduğu koca bir sektörden bahsediyor. Hemen hemen