Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için. Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için. Bazen ağlamak gerekir, açılmak için. Bazen susmak gerekir, duymak için.
Okuyanların tavsiyeleri üzerine başladığım ve aslında beklediğim gibi bitmeyen bir kitap oldu. Yine de bir inceleme yazmak istedim, burada kalsın :) Sanırım her incelememin başına ayrıca şu bilgiyi geçeceğim çünkü hesabımın bir kitleye ulaşmasını amaçladığım için paylaşım yapmıyorum, paylaştığım şeyler dönüp baktığımda bana hatırlatıcı olsun diye yazıyorum. Bu yüzden incelemelerimi konunun detayına girerek yazıyorum, bunun size ‘spoiler’ olacağını düşünürseniz okumayı bırakabilirsiniz.
İlk olarak; Martin Eden’in konusu nedir diye sorulduğu zaman, aşkı uğruna kendini geliştiren ve aslında (diyebiliriz ki) yazar olmayı hayal eden genç bir insan yanıtını verebiliriz. Sanırım bu cevap beni kitapta direkt olarak bir sonu düşündürmeye itti fakat yanıldığımı kitap bittiğinde anladım. Beklediğim sonu bulamayınca bu bana haliyle kitabı pek de sevdiremedi ama konusuna kendimce birazcık değinmek istiyorum.
Martin Eden denizcilikle uğraşan, ablasının yanında kiracı olarak kalan işçi sınıfına mensup biridir. Burjuva sınıfından olan Ruth Morse ile bir gün tesadüfen tanışır ve ona aşık olur. Ona layık bir birey olabilmek adına çok çalışır, kendini geliştirir, okumaktan zevk alır ve bu süreçte Ruth onu desteklemekte ve ona bir zaman vermektedir. Yazmayı çok sever ve okudukça Nietzsche’nin bireyciliği görüşünü benimsemektedir ve hatta Ruth ve ailesiyle bir araya geldiği ortamlarda görüşleri ile zıtlıklar yaşamıştır. Bu zıtlığı yazar kitapta yer yer şu şekilde ele alıyor; ‘’Geçmişte işçi sınıfına göre daha derli toplu görünen, iyi giyimli kimselerin zekânın iktidarına ve güzelliği takdir gücüne sahip olduğunu sanmakla ne büyük aptallık etmişti. Kültürün giyimle atbaşı gittiğine, üniversite eğitimiyle derin bilginin aynı şeyler olduğuna inanarak nasıl da kendini kandırmıştı.’’ ‘’Nasıl
''...yani kendi küçük hayatlarını dar kafalı küçük formüllere göre yaşayanları, bir araya toplaşmış sürüler dışında var olmayan varlıkları, yaşamlarını başkalarının düşüncelerine göre kalıplara sokanları, kölesi oldukları çocuksu kurallar nedeniyle gerçekten yaşamayı ve birey olmayı beceremeyenleri düşününce bir iki kez acı kahkahalara boğuldu.''