Elif ♡

Elif ♡
@flakelif
9 Ağustos
66 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·517 syf.··
2024 14. kitabı
Okuyanların tavsiyeleri üzerine başladığım ve aslında beklediğim gibi bitmeyen bir kitap oldu. Yine de bir inceleme yazmak istedim, burada kalsın :) Sanırım her incelememin başına ayrıca şu bilgiyi geçeceğim çünkü hesabımın bir kitleye ulaşmasını amaçladığım için paylaşım yapmıyorum, paylaştığım şeyler dönüp baktığımda bana hatırlatıcı olsun diye yazıyorum. Bu yüzden incelemelerimi konunun detayına girerek yazıyorum, bunun size ‘spoiler’ olacağını düşünürseniz okumayı bırakabilirsiniz. İlk olarak; Martin Eden’in konusu nedir diye sorulduğu zaman, aşkı uğruna kendini geliştiren ve aslında (diyebiliriz ki) yazar olmayı hayal eden genç bir insan yanıtını verebiliriz. Sanırım bu cevap beni kitapta direkt olarak bir sonu düşündürmeye itti fakat yanıldığımı kitap bittiğinde anladım. Beklediğim sonu bulamayınca bu bana haliyle kitabı pek de sevdiremedi ama konusuna kendimce birazcık değinmek istiyorum. Martin Eden denizcilikle uğraşan, ablasının yanında kiracı olarak kalan işçi sınıfına mensup biridir. Burjuva sınıfından olan Ruth Morse ile bir gün tesadüfen tanışır ve ona aşık olur. Ona layık bir birey olabilmek adına çok çalışır, kendini geliştirir, okumaktan zevk alır ve bu süreçte Ruth onu desteklemekte ve ona bir zaman vermektedir. Yazmayı çok sever ve okudukça Nietzsche’nin bireyciliği görüşünü benimsemektedir ve hatta Ruth ve ailesiyle bir araya geldiği ortamlarda görüşleri ile zıtlıklar yaşamıştır. Bu zıtlığı yazar kitapta yer yer şu şekilde ele alıyor; ‘’Geçmişte işçi sınıfına göre daha derli toplu görünen, iyi giyimli kimselerin zekânın iktidarına ve güzelliği takdir gücüne sahip olduğunu sanmakla ne büyük aptallık etmişti. Kültürün giyimle atbaşı gittiğine, üniversite eğitimiyle derin bilginin aynı şeyler olduğuna inanarak nasıl da kendini kandırmıştı.’’ ‘’Nasıl
Edebiyat & Roman
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
Reklam
‘Her insanın hikâyesi, bizi başımızdan geçen olaylar kadar ilgilendirir.’
Puan vermedi·481 syf.··
2023 11. kitabı
Roman okumaya uzun bir ara verdikten sonra bitirdiğim ilk kitap Livaneli’den oldu. Merak ettiğim ve okumak istediğim yazarlar arasındaydı ve ilk okuduğum kitabı Serenad. Bu kitabına da ayrıca bir inceleme paylaşmak istedim. Konunun içeriğini biraz detaylandırarak yazmak istiyorum. Kitabın konusunu açıklamak gerekirse; İstanbul Üniversitesi’nde sözleşmeli bir memur olarak çalışan Maya, üniversitenin konuğu olarak, seneler sonra İstanbul’a gelen Prof. Maximilian Wagner’i karşılamakla ve onunla ilgilenmekle görevlendirilmiştir. Maximilian’ın İstanbul’da birkaç günlük konaklamasıyla, Maya onun hayat hikayesine dair bazı gerçekleri öğreniyor ve aynı zamanda kendi hayatında da yeni bir sayfa açıyor bu kısa sürede. Maximilian’ın başından geçen hüzünlü bir hikayesi var. Gençliğinde Nazi Almanyası’nda yaşamakta ve eğitimini almakta olan profesör, Yahudi bir kadın olan Nadia ile evleniyor. İstanbul’a kaçmaları ve yeni bir hayat kurmaları gerekiyor fakat Nadia İstanbul’a gidemiyor. Profesörün Nadia’nın hayatta olup olmadığını öğrenebilmesi ve onun İstanbul’a getirilebilmesi için verdiği tüm emek sonunda karşılığını buluyor ve Nadia bir bilet alarak İstanbul’a doğru yola çıkacak bir gemiye biniyor. İşte burada tarihte yaşanmış olan Struma faciası anlatılıyor. Maya profesörü ağırladığı süreçte aile büyükleri arasındaki gizli sırları da öğrenmiş oluyor. Maximilian’ın eşi Nadia, Maya’nın babaannesi Semahat(Mari) ve anneannesi olan Ayşe(Maya) aslında aynı kadere sahip 3 kadındır. 3 ana karakter ve yaşadıkları olaylarla birlikte tarihteki bazı soykırımlar bize hatırlatılıyor burada. Zarar görenin ise her zaman masum insanlar olduğuna dikkat çekilmiş. Bunun yanında romandaki karakterlerin kurgu olduğunu söylemek isterim. Ek olarak Livaneli’nin bahsettiği gibi; herhangi bir
Edebiyat & Roman
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma
Senin olan sana gelecektir ♡
Puan vermedi·184 syf.··
2023 6. kitabı
Okuduğum ve çok hoşuma giden kitaplardan biri; Hakan Mengüç ‘Her Şey Vaktini Bekler. Tesadüfen elime geçti ve içeriğine küçük bir göz atmanın ardından 2 gün içerisinde bitirmiş oldum. Şems-i Tebrîzî ve onun öğrencisi olan Mevlânâ’yı konu alarak bizi Şems’in öğrencisi olabilmeye hazırlamakta bu kitap. Fakat Şems’in öğrencisi olmak kolay değildir. Şems-i Tebrîzî, gerçek bir ateştir. Doğrudandır, dolambaçsızdır, açıktır, nettir, güçlüdür. Şems’in ilk dersi; seni sana yabancılaştıracak, seni senden ve kim olduğundan uzak düşürecek her şeyden temizlenebilme cesaretini ister. Bölüm bölüm, yalın anlatımı ile bizi bu yolda Şems’i anlayabilmeye davet etmiş yazar. Kusursuzluk hangi ölçülere dayanabilir? Bir kalıbı var mıdır, bir standartı? Bir kişiliği? Kitapta değinilen ve benimde sevdiğim, ilgimi çeken bölümlerden biridir bu; Kusursuzluk, bir kusurdur. Kimseyi ve hiçbir şeyi belirli bir kalıba sokarak iyi veya kötü olduğuna dair kanaat getiremeyiz değil mi? Hayatımızda bizi biz olduğumuz için kabul eden insanların varlığı paha biçilmezdir diyebiliriz sanıyorum. ‘’Ey kusur arayan gözlerin sahibi, Aradığın her kusuru buluyorsun. Evet. Çokça kusur görüyorsun insanlarda Ama şunu bil ki Gördüğün her kusur senden bir parça taşıyor.’’ demiş Mevlânâ. İyi ki bu yazarı tanımış oldum ve iyi ki bu kitabı okudum. Kitapta yer alan bir alıntı var, bana kendimi iyi hissettiren ve karamsarlığı unutturan; ‘’İyi ki her şey geçici İyi ki her şey akıp gidiyor İyi ki hiçbir şey sonsuza dek yerinde çakılı kalmıyor.’’ -Marcus Aurelius Son olarak; ‘’Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden önce açar ne de güneş vaktinden önce doğar. Bekle, senin olan sana gelecektir.’’ -Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî.
Eğitim /Kişisel Gelişim
Her Şey Vaktini Bekler - Şems'in Öğrencisi OlmakHakan Mengüç · Destek Yayınları · 01,806 okunma