Okuduğum ve çok hoşuma giden kitaplardan biri; Hakan Mengüç ‘Her Şey Vaktini Bekler. Tesadüfen elime geçti ve içeriğine küçük bir göz atmanın ardından 2 gün içerisinde bitirmiş oldum. Şems-i Tebrîzî ve onun öğrencisi olan Mevlânâ’yı konu alarak bizi Şems’in öğrencisi olabilmeye hazırlamakta bu kitap. Fakat Şems’in öğrencisi olmak kolay değildir. Şems-i Tebrîzî, gerçek bir ateştir. Doğrudandır, dolambaçsızdır, açıktır, nettir, güçlüdür. Şems’in ilk dersi; seni sana yabancılaştıracak, seni senden ve kim olduğundan uzak düşürecek her şeyden temizlenebilme cesaretini ister. Bölüm bölüm, yalın anlatımı ile bizi bu yolda Şems’i anlayabilmeye davet etmiş yazar.
Kusursuzluk hangi ölçülere dayanabilir? Bir kalıbı var mıdır, bir standartı? Bir kişiliği? Kitapta değinilen ve benimde sevdiğim, ilgimi çeken bölümlerden biridir bu; Kusursuzluk, bir kusurdur. Kimseyi ve hiçbir şeyi belirli bir kalıba sokarak iyi veya kötü olduğuna dair kanaat getiremeyiz değil mi? Hayatımızda bizi biz olduğumuz için kabul eden insanların varlığı paha biçilmezdir diyebiliriz sanıyorum.
‘’Ey kusur arayan gözlerin sahibi,
Aradığın her kusuru buluyorsun.
Evet.
Çokça kusur görüyorsun insanlarda
Ama şunu bil ki
Gördüğün her kusur senden bir parça taşıyor.’’ demiş Mevlânâ.
İyi ki bu yazarı tanımış oldum ve iyi ki bu kitabı okudum. Kitapta yer alan bir alıntı var, bana kendimi iyi hissettiren ve karamsarlığı unutturan;
‘’İyi ki her şey geçici
İyi ki her şey akıp gidiyor
İyi ki hiçbir şey sonsuza dek yerinde çakılı kalmıyor.’’ -Marcus Aurelius
Son olarak;
‘’Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden önce açar ne de güneş vaktinden önce doğar. Bekle, senin olan sana gelecektir.’’ -Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî.