Dünyada en çok sevdiği varlık için yaşamanın, onunla birlikte yaşamanın ne olduğunu biliyorum. Kendimi Tanrı’nın en mutlu -sözle anlatamayacak kadar mutlu- bir kulu sayıyorum; çünkü eşim nasıl benim hayatımsa ben de eşimin bütün hayatıyım. Dünyada eşiyle benim kadar kaynaşmış, onun etinin eti kanının kanı olmuş bir kadın daha bulunamaz. Ne ben Edward’la ne de Edward’ım benimle birlikte olmaktan hiç usanmıyoruz. Bunun sonucu olarak da hep bir aradayız. Bizim için bir arada olmak hem yalnızlığın özgürlüğünü hem de beraberliğin neşesini bulmak demektir. Bütün gün çene çalıyoruz desem yeri var. Birbirimizle konuşmak yalnızca yüksek sesle düşünmek gibi geliyor bize. İçimden bütün geçenleri ben ona anlatıyorum; o da bütün içindekileri bana anlatıyor. Yaradılış bakımından birbirimize iyice dengiz; bunun sonucu da tam bir anlaşma oluyor.
‘’Evvela Klasik Batı dillerini öğretecek bir lise düşünüyordum. Yavaş yavaş Klasik Şark dillerini de öğretecekti. Kesinlikle bir iki yıllık bir hazırlığı olacaktı. Bu hazırlık sınıfı yaşayan bir dille yapılacaktı. Hiçbiri programa konmadı. Bir tek Osmanlıca kondu.’’