Roman okumaya uzun bir ara verdikten sonra bitirdiğim ilk kitap Livaneli’den oldu. Merak ettiğim ve okumak istediğim yazarlar arasındaydı ve ilk okuduğum kitabı Serenad. Bu kitabına da ayrıca bir inceleme paylaşmak istedim. Konunun içeriğini biraz detaylandırarak yazmak istiyorum.
Kitabın konusunu açıklamak gerekirse; İstanbul Üniversitesi’nde sözleşmeli bir memur olarak çalışan Maya, üniversitenin konuğu olarak, seneler sonra İstanbul’a gelen Prof. Maximilian Wagner’i karşılamakla ve onunla ilgilenmekle görevlendirilmiştir. Maximilian’ın İstanbul’da birkaç günlük konaklamasıyla, Maya onun hayat hikayesine dair bazı gerçekleri öğreniyor ve aynı zamanda kendi hayatında da yeni bir sayfa açıyor bu kısa sürede. Maximilian’ın başından geçen hüzünlü bir hikayesi var. Gençliğinde Nazi Almanyası’nda yaşamakta ve eğitimini almakta olan profesör, Yahudi bir kadın olan Nadia ile evleniyor. İstanbul’a kaçmaları ve yeni bir hayat kurmaları gerekiyor fakat Nadia İstanbul’a gidemiyor. Profesörün Nadia’nın hayatta olup olmadığını öğrenebilmesi ve onun İstanbul’a getirilebilmesi için verdiği tüm emek sonunda karşılığını buluyor ve Nadia bir bilet alarak İstanbul’a doğru yola çıkacak bir gemiye biniyor. İşte burada tarihte yaşanmış olan Struma faciası anlatılıyor.
Maya profesörü ağırladığı süreçte aile büyükleri arasındaki gizli sırları da öğrenmiş oluyor. Maximilian’ın eşi Nadia, Maya’nın babaannesi Semahat(Mari) ve anneannesi olan Ayşe(Maya) aslında aynı kadere sahip 3 kadındır. 3 ana karakter ve yaşadıkları olaylarla birlikte tarihteki bazı soykırımlar bize hatırlatılıyor burada. Zarar görenin ise her zaman masum insanlar olduğuna dikkat çekilmiş. Bunun yanında romandaki karakterlerin kurgu olduğunu söylemek isterim. Ek olarak Livaneli’nin bahsettiği gibi; herhangi bir
‘’Yakınlarım, komşularım, iş arkadaşlarım hatırlayacak ama’’ dedim. ‘’Hem bu haksızlığa isyan ediyorum.’’
‘’Oohooo’’ dedi. ‘’Buna gelene kadar ne haksızlıklar oluyor bu ülkede. Adam öldürenler serbest bırakılıyor, tecavüz edenler bir iki sene yatıp çıkıyor. Haksızlık mı ararsın! Bu seninki çok küçük bir olay. İnan bana.’’
…Ama insanlar hâlâ, sanki bu hayatı nasıl zorlaştırabiliriz, nasıl çekilmez hale getirip mutsuzluğa neden oluruz diye, gece gündüz düşünüyorlar, sürekli bunun için uğraşıyorlardı.
‘’Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!’’