Biz bir kişinin varlığını bütünüyle yargılarsak, onun bizi ölümcül bir düşman olarak görmekten başka seçeneği kalmaz: Çünkü kendisi değişmez olduğu halde, biz onun var olma hakkını ancak bir başkası olması koşuluyla tanımak istemekteyizdir. Bu yüzden, insanlar arasında yaşayabilmek için, herkesin kendi verili bireyselliğini, her nasıl olursa olsun kabul etmeli ve ondan, türü ve yapısı izin verdiği biçimde yararlanmayı düşünmeliyiz; ama ne değişmesini ummalı, ne de onu olduğu hali için yargılamalıyız." "Yaşamak ve yaşatmak" deyişinin gerçek anlamı budur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"sahip olduğumuz şeylere ara sıra, onu yitirdikten sonra gözümüze nasıl görüneceğini düşünerek bakmaya çalışmalıyız;... çünkü şeylerin değerini ancak onları yitirdiğimizde anlarız. Buna karşılık, o şeye önerilen biçimde bakmamızın sonucunda, onun varlığı bizi eskisinden daha çok mutlu eder, ve ayrıca, onu yitirmemek için her türlü önlemi alırız..."
Her gün, küçük bir yaşamdır, her uyanış ve yataktan kalkış küçük bir doğumdur, her taze sabah küçük bir gençlik ve her yatağa gidiş ve uyuyuş küçük bir ölümdür.
zihnin bütünüyle yorgun düştüğü ve bu yüzden yargı gücünün işini artık görmediği, buna karşılık hayal gücünün henüz uyanık olduğu saatte geçerlidir. Çünkü gece herşeye ve herkese kara boyasını sürer. Bu yüzden, uykudan önceki ya da geceleyin uyanık durumdaki düşüncelerimiz, bilindiği gibi kapkaradır, hatta korkunçtur. Sabahleyin tüm bu dehşet imgeleri, tıpkı düşler gibi, yitip gitmişlerdir: İspanyol atasözü Noche tinta, blanco el die* bunu anlatır.
*Gece boyalıdır, gündüz beyazdır.