Çocukluktan ergenliğe geçiş dönemini, ergenlik buhranlarını, kimlik karmaşasını ve varoluş sancılarını mükemmel anlayan ve anlatan bir yazar olarak Osamu Dazai; yazım yeteneğiyle bende her zaman hayranlık uyandırmıştır, belki kendisi de bu dönemin buhranlarından hiçbir zaman çıkamadığından.
Genç bir kızın gözünden toplum ikiyüzlülüğü, insanların çirkinliklerinin dayanılmazlığı (ben bunun metafor olduğunu düşünüyorum ancak öyle değilse bile, evet insanlar gerçekten katlanılmayacak biçimde çirkinler) ve kalabalıkların yarattığı bulantı hissi harika biçimde aktarılmış. Diğer yandan baş kahraman Öğrenci Kız’ın insanlardan uzaklaşıp doğayla yakınlaştığı anlarda yaşadığı sakinlik anlarının, kendi gibi davranıp sonrasında şaşırmalarının yazarın hisleri ve deneyimleri olduğunu düşünüyorum. Alt metinde açıkça görülen ‘toplumda kadının yeri ve kadından beklenenler’ eleştirisinin yanında içselleştirilmiş bir kadın düşmanlığı da hissettim.
İntihar denemeleri sırasında sürekli bir kadının da kendisine katılması ve kadınların ölüp Dazai’nin hayatta kalması şüpheli gelmekle birlikte, fazla yaşamadığı için sevindiğim ama çok değerli eserler bırakan bir yazar ve bu eseri de döneminin oldukça ötesinde. Eserinde kadınların maruz kaldığı toplumsal baskıya getirdiği eleştiri, döneminin en beklenmedik çıkışı olabilir. Bunu yaparken yine kadınları suçlamayı ihmal etmemiş olsa da en azından artık hayatta değil.