Düşünmeye üşeniyorsunuz, hareket etmeye korkuyorsunuz, Çevrenizde, tıpkı bir yosmanın konuk odasındaki raflarda sıra sıra dizili biblolar gibi, kimsenin bir işine yaramayan yarı kokuşmuş gelenekler ve çeşitli yaşam kuralları var. Bütün bunlar elinizi oynatmanıza engel oluyor, ama bunların tümü sizin küçük putlarınız ve siz, bunlar elinizi kolunuzu bağlayan birer zincir olduğu halde bu putları alaşağı etmeyi göze alamıyorsunuz. Kırlardan esen rüzgâr inlerinizin küf kokan havasına yeni, taptaze kokular taşıdığında sizler yüreğinizin nezle olacağından korkarak bütün pencereleri kapatıyorsunuz.
Mamafih benim için şöyle bir teselli noktası da yok değil.
Mağlûbum fakat düşmanla göğüs göğüse çarpıştıktan,son kurşununu attıktan sonra yere serilen bir asker gibi mağlûbum.
Acımak...Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet,dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse,başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi,insanlığımızın derecesini öğretir...Fikrimce yalnız doğruluk hastalığı,bir hak ve hakikat meselesi etrafında toplanmak kabiliyeti,bir cemiyeti mesut etmeye kâfi gelemez... Bunun için acımak,birbirimizin feryadını,iniltisini duyabilmek de lâzım.
İçimin her köşesini düşüncelerle doldurdular. Duygularımı arıyorum, ulaşıyorum da bazen ama ne olduklarını yeterince seçemiyorum. O zaman da tek hissedebildiğim şey acı oluyor