"Ben kötü biri değilim Bay Meursault, anlıyor musunuz ama fevriyim. Adam bana, 'Erkeksen tramvaydan in,' dedi. Ben de ona, 'Haydi oradan, belanı arama,' dedim. Erkek olmadığımı, korkak olduğumu söyledi. Ben de aşağı indim, 'Kes sesini, yoksa fena marizlerim seni,' dedim. 'Sıkıysa marizle,' diye karşılık verdi. Bunun üzerine bir tane çakıverdim. Yere düştü. Tam yerden kaldırmak için yanına gitmiştim ki yattığı yerden bana tekme savurmaya başladı. Ben de diz attım, iki tane de yumruk patlattım. Yüzü kan revan içinde kaldı. 'Bu kadarı yeter mi,' diye sordum. 'Evet,' dedi."
Uzun bir pazar günü daha geçip gitti, anne şimdi toprağın altında yatıyor, ben işime döneceğim, sonuç olarak değişen hiçbir şey yok, diye geçirdim içimden.
O anda sokak lambaları ansızın yanıp gecenin içinde yükselmekte olan ilk yıldızları solduruverdi. İnsan kalabalığına, ışıkla dolup taşan kaldırımlara uzun uzun bakmaktan gözlerimin yorulduğunu hissettim. Lambalar ıslak kaldırım taşlarını parlatıyor, tramvaylar farlarının ışıklarını düzenli aralıklarla parlak saçlara, bir gülümsemeye ya da gümüş bir bileziğin üzerine düşürüyorlardı.