Yüzüyle hiç bağdaşmayan, ahenkli, titrek, olağandışı bir sesi vardı. "İnsan yavaş yürürse güneş çarpabilir. Ama hızlı yürürse de kan ter içinde kalır ve kilisede üşütür," dedi bana. Haklıydı da. Bundan kaçış yoktu.
Durdu. "Bacaklarını kaybedebileceğini söylemişlerdi..." Durdu ve yüzünden gözyaşlarını sildi. "Seni bir daha asla evden dışarı çıkarmayacağım, asla."
"Faşistsin," diye fısıldadım.
Beni öptü. “Tatlı güzel oğlum benim."
"O kadar da tatlı değilim, anne."
"Benimle tartışma."
"Peki," dedim. "Tatlıyım."