Şöyle bir düşününce, şairler sıradan insanlardan daha karamsar ve duygulara karşı daha hassaslar sanırım. Dünyevi hayatı aşmanın mutluluğuna sahip olsalar da sonsuz hüzne de fazlasıyla sahipler. Durum böyle olunca şair olmadan önce iki kere düşünmek gerek.
Biz önce ve sonra bakarız,
Olmayanı göresimiz gelir:
En içten kahkahamız
Biraz acı yüklenmiştir;
En tatlı şarkılarımız, en kederli düşünceyi dile getirenlerdir.
Bahar herkesi mayıştırır. Kediler fareleri yakalamayı, insanlar borçları olduğunu unutur. Böyle zamanlarda insan bir ruhu olduğunu bile unutur, hislerini kaybeder. Sadece kanola çiçeklerini uzaktan seyrettiğinde gözleri açılır.
Bu hayatta yirmi yıl yaşadıktan sonra dünyanın yaşamaya değer bir yer olduğunu anladım. Yirmi beş yıl yaşadıktan sonra aydınlıkla karanlığın bozuk para gibi iki taraflı olduğunu, ışığın vurduğu yerde mutlaka gölgenin de olacağını anladım. Otuzuncu yılımı yaşadığım şu anda ise şöyle düşünüyorum:
Mutluluk arttıkça hüzün de iyiden iyiye artar. Keyif hissettikçe çekilen acı büyür. Bunları ayırmaya çalışırsan hayatın akışı bozulur. Bir araya getirmeye uğraşırsan başarısız olursun. Para önemlidir. Ancak senin için önemli şeyler çoğaldıkça, kaygılar uyku sırasında dahi peşinden gelmez mi?