Evlendin fakat tam mânâsıyla zevce olmadın; sevdin fakat yekpare bir aşkın olmadı, birçok hadiseler en büyük ihtirasın billurunu kırdı; seyahat ettin fakat sende bir seyyah melekesi teşekkül etmedi; birçok hafiflikler yaptın, barlarda,balolarda, tiyatroların kulis aralarında yaşadın fakat bir kokot* pişkinliği elde etmedin; tercümeler yaptın fakat bir satır yazı neşretmedin; çocuklara bayılıyorsun fakat ana olmadın; her emelin, her gayenin büyüklüğünü ve güzelliğini anlıyorsun fakat hiçbir emelin ve gayen yok; bir çocuk saflığıyla en basit yalanlara inanabilirsin fakat hiçbir şeye iman etmiyorsun.
*kokot: hafif ahlaklı kadın.
Korkuyorum, sizden değil, sizden ve kendimden, yaşamaktan korkuyorum. Bazen dehşetli cesurum fakat bazen de uzak bir ayak sesinde facialar gizlendiğini zannedecek kadar, her şeyden korkuyorum...
Yaşadığın her andan sonra - her andan
önce- ölebilecek durumdaysan,
gerçekten yaşıyorsun demektir...
Ancak ölebilecek olan kişi yaşar. ( zaten,
İnsan -yaşarken- her an, ölebilir...? )
Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar,
bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak: uzaklardan gelip
geçerken kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar
o kadar...
Orman, bütün sessizliğiyle, yine yalnız, duracak orada.