Savaşın getirdiği harabiyet altında güneşi yakalamanın peşinde olan iki kadın. Zaten kitaba başlarken konusunun kadın olduğunu bilerek güzel bir beklentiyle başlamıştım ve bitiminde beklentimi karşıladı. Hatta erkek bir yazarın kadınları bu kadar güzel yazmasına da şaşırdım açıkçası. Meryem'in çocukluğundan süregelen dezavantajlı hayatı ile Leyla'nın mutlu çocukluğunun arkasından gelen sarsıcı günlerin birleştiği sayfalar.. İki kadının zor şartlar altında birbirine dayanak olması, bana göre başlangıçta Meryem'in Leylaya olan haksız muamelesinin Azize ile anne kız ilişkisine dönüşmesi, aynı yerden sınandıkları için birbirlerini anlayabilmeleri,Meryem'in yaptığı fedakarlıklar, Leyla'nın sevdiklerine olan vefası, onların hatıraları adına kara gecelerin ardından doğan güneş gibi yeniden doğuşu, kitapta okurken içimin cıvıl cıvıl olduğu tek sahne olan Tarık ve Leyla'nın sevdaları, en yaşlısından en gencine en zengininden en fakirine herkesi çok şiddetli etkileyen savaş ortamı , Afganistan'daki o dönemin zor şartları... Bütünüyle bakınca benim için zevkli bir okumaydı kalın bir kitap olmasına rağmen okurken hiç sıkılmadan sonraki sahneleri bekledim. Ayrıca kitaba adını veren o meşhur dizilere ve ardındaki anlama gelince :
"Bu şehrin ne çatısını aydınlatan aylarını sayabilirsiniz
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşini"
Bir şehrin gerçek değeri sadece görünen güzelliğinde değil, görünmeyen hayatlarda özellikle kadınların yaşadığı ışıkta gizlidir. "Ne de bin muhteşem güneşini" Meryem ve Leyla gibi kadınlarını.