Yıldız'la yanyana yürürken, iki kişi olarak kalakalmaktan duyduğum korku yok. Tam karşıtı, yüzlerce, binlerceymişim duygusu içindeyim. Bu duyguyu siz hiç yaşadınız mı hocam? Bir kişiyle binlerce kişi olunabildiğini?
Aradığımı hiç bulamayacağım bu gece. Kendimi sizin gözünüzde aklatamayacağım. Geçmiş günler henüz öylesi yakın duruyor ki, önünüzde kendimi savunma özlemini de bir türlü yenemiyorum.
şimdi içeri gireceğim. içerde biri olacak. adı yok. artık adının olmasını istemiyorum. adsız biri. ama biri. beni, kendisini gördüğüm için gerçekten sevindirecek biri. yok. yoksa yok. onu ben bulacağım. koskoca istanbul. içinde koskoca on yıl, on yıldan fazla zaman geçirdiğim istanbul. burda böyle birini mutlak tanıyorum. böyle biri kesinlikle var, olmaz olur mu?
Deniz bir türlü karşıma çıkmıyordu. Deniz benim bulunduğum sokakta bir türlü çıkmaz insanın karşısına. O eski külüstür apartmanın sürekli tavada balık kokan merdivenlerini onca tırmanırsın, ta tepeye, benim kötü bir gaz sobasıyla ısınıyormuş gibi olduğum iki odalı döküntüye girersin, dosdoğru cama yürürsün de, deniz yine göstermez yüzünü. Pencerenin önü yeni, büyük yapılarla örtülmüştür. Örtülmese ben burda oturamazdım. Yarın burası da yıkılacak. Burası da ardındaki başka yapıları örtecek. Şimdi içlerinde bir Tezel'in ya da Tezel gibilerinin oturdukları yapıları. Deniz bizden hep kaçırılacak ve yağmur hep, yağmuru hiç seçemediğimiz yerlere yağacak.
Ama art arda kopuşların hüznü değil bendeki. Art arda kopa kopa, kopacak tek şeyi kalmamış olduğunu algılamanın hüznü. Hüzün duyulması gereken her şeyden hiç hüzün duyamamak, altından kalkılması en ağır hüznü yığıyor üstüme.