hız,haz,ayartı çağında”kıpırdamak”
Puan vermedi·328 syf.··
2026 129. kitabı
Binlerce yıl yaşamaktan daha zor bir şey yapıp birden fazla hayat yaşayan insanların hikâyesidir Kıpırdamıyoruz . Bir çocuğun, bir ağacın, bir köpeğin, bir fotoğraf makinesinin öyküsü olmasının yanı sıra günümüzde baş döndürücü bir hızla akıp giden zamanın ve ona ayak uydurmak için hiç durmadan ve düşünmeden koşturup duran insanlığın içine düştüğü ezici ve boğucu hayata karşı bir duruş, bir manifestodur.Hız haz ve ayartı çağını günümüzü özetlemiş. Zamanın ruhsuz koşturmacasına karşı edebi bir direniş başlatan bu eser, durağanlığın ve 'kıpırdamadan' bakabilmenin o sarsıcı gücünü tüm yalınlığıyla hissettiriyor.
Alıntı
Kıpırdamıyoruzİsmail Güzelsoy · Doğan Kitap Yayınları · 2020314 okunma
8/10
·168 syf.··
2026 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 23:58
Yolların kapandığı karlı bir Noel vakti, uzakta öğrenci evinde hasta yatan oğlunu alıp eve getirmek üzere yola çıkan Tom’un yolculuk hikayesi ‘Bilinmeyen Ülkede Yolculuk’. Belfast’dan Sunderland’a doğru karlı, fırtınalı bir havada gittiği bu yolda bir yandan geçmişine, hayatına dair çıktığı yolculuğa da eşlik ediyoruz. Bir telefon konuşması, bir şarkı veya bir anı ile bir pencere açılıyor ve oradan sızdığımız yerde Tom’un evlilik, ebeveynlik, sorumluluklar üzerine düşünceleri; pişmanlıkları, hesaplaşmaları, kaygıları var. Sayfalar ilerledikçe aile ile ilgili öğreneceklerimiz var. Üstelik de yazar, travmaları aile hikayesinin ortasına boca etmeyi seçmemiş, böyle metinleri daha çok beğeniyorum. Tom karakteri fotoğrafçılık yapıyor ve kitapta yer yer bunun da hoşuma giden yansımaları oldu. Bir bölümde Tom’un ifadesiyle toplumsal meselelerde ‘bireysel acıların mahremiyeti’ ama bir yandan da bu fotoğrafların toplumsal etkisi üzerinde düşünüyor, ikonikleşmiş bazı kareleri hatırlatıyor bize. Başka bir bölümde fotoğraf ve zaman ilişkisi üzerine düşündürüyor, bu bölümler de kitabın hoşuma giden kısımlarından oldu. Fotoğraf ve zaman kavramı üzerine düşününce John Berger’ı da anımsadım kendi kendime. Yazarın bu konuda hoşuma giden bir cümlesini buraya bırakıyorum. Kitabın geneline bakınca da beğenerek okuduğum, heyecanlı olay örgüsü sunmamasına rağmen kendini ilgiyle okutan bir kitap oldu. “İnsanlar fotoğrafları anlamıyor. Sanıyorlar ki fotoğraflar zaman içindeki anı donduruyor fakat gerçekte o anı zamandan kurtarıyorlar ve kameranın yakaladığı şey zamanın ileri doğru akışının dışına adım atıyor. Dolayısıyla o an daima var olacak, tam o saniyede nasılsa daima aynı şekilde yaşayacak, aynı gülümseme ya da kaş çatmayla, aynı renk gökyüzüyle, ışığın ve gölgenin aynı düşüşü, aynı
Bilinmeyen Ülkede YolculukDavid Park · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024346 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·296 syf.··
2026 42. kitabı
True crime podcastlerinde keşfettiğim ve sektirmeden dinlediğim Ankara'da Bir Ev kitap oldu. Cumhuriyet tarihinin suç vakalarından seçilmiş bazı olayları hem dinleyip hem okumuş oldum böylece. Podcast yayınından bazı dikkat çeken olaylar fotoğraf ve belgelerle kitap da yerini almış. Muazzez Öğretmen 'in kaybı,Kayıp Çocuk Sadi,Üsküdar Vapuru Faciası gibi yaşandıkları dönemde gündemi çok meşgul eden,kamuoyunun dikkatini çeken olaylar da kitapta yer almış. Bence bu kitapta Ankara Cinayeti davası da yer almalıymış. Ağzım açık dinlediğim olaylardan biriydi. Yine kaybolup bulunamayan çocuklar,çözülemeyen cinayet davaları da kitapta yer almış. Yaşananların tümü üzücü ama hepsi de gerçek. Gerçek suç öyküleri okumaya meraklı okuyuculara kesinlikle öneririm.
Ankara'da Bir EvMünevver Elif · Sel Yayıncılık · 202523 okunma
Dersim vahşetine karşı yazarın tavrı
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Hep söylüyorum, öykücüler roman yazmaya başlayınca, eserleri tam bir roman olmuyor, bunlara "romanımsı" diyorum. Sema Kaygusuz da yazarlık kariyerine öykücü olarak başlayıp sonra roman yazmaya çalışanlardan. Roman yazan demiyorum, bilerek "roman yazmaya çalışanlar" diyorum. Bu romanımsı kitaptaki anlatıcı, Dersim Katliamı'ndan tesadüfen kurtulup Samsun'a göç eden kırk kişilik Alevi topluluğunda küçük bir kızın, bir babaanne olarak torununa seslenmesini aktarıyor ve aynı zamanda anlatıcı olarak kendisi bu toruna söz söylüyor. Elinde hep fotoğraf makinesiyle gezen, yaşamdaki ruhsal derinliklerin farkında olmayan torunun, Hıdrellez şenliğini ve orada Hızır'ı temsil eden dansçıyı bile fotoğrafın dar, sınırlı, donuk anına hapsetmesini eleştiriyor. Sema Kaygusuz, cinsiyet, etnisite, hayvan-insan ve hatta organik-inorganik ayrımlara karşı çıkan bir yazar. Bu romanında bu aşkınlığı Hızır temsil ediyor. Romandaki anlatıcı, torunun eksikliğini tamamlayıp, Hızır'la olmuyorsa kendisiyle bütünleşmeye çağırıyor onu, "yüzünde bir yer" bulmayı diliyor. Dersim gibi bir felaketten geriye hınç deği, utanç kalmış. Bu romandaki yaklaşıma göre, bu dehşet anlatılamaz, fotoğrafı çekilemez. Bunlar yapılsa bile hep eksik kalır. Babaanne de torununa "aşağılanmanın ezikliğini değil de, mahvoluştan hemen sonra büyüyen insan olma mahcubiyetini bırak"mış torununa (s. 152). Anlatıcı, sadece incir ağacından medet ummamasını, kendisini muhatap almasını istiyor. Yazara göre, Dersim gibi bir vahşet karşısında en güçlü edebi tavır yaşanan dehşeti hatırlatmak ve acı çektirmek yerine, insanın özüne dönmesi, yani din, dil, vb her türlü kültürden önceki saf halimize dönmemize dair mitolojik öyküler yardımıyla içe bakış ve kadim zamanlardaki gibi her varlıkla hemhal olmak.
Yüzünde Bir YerSema Kaygusuz · Metis Yayıncılık · 2021892 okunma
6/10
·96 syf.··
2026 31. kitabı
Kitabı bitirdiğimde düşündüğüm ilk şey tatlı, samimi ve tam o zamana ait bir dil olduğuydu. Ancak bu tatlılığın arkasında çokça eksik kalmış bir anlatı var. Her şeyden önce meşhur Ölmeme Günü'nü daha önceden biliyorum. İkinci Yeni’nin, muazzam dostlukların ve masaların bir geleneğidir bu. Kitapta bu konuya ait fotoğraf görünce ve onu o geleneği yaşayan tadan birinden dinleyeceğim için heyecanlandım ama beklentimin çok altında kaldı. O günden bahsedilmemiş bile. Tomris Uyar'la karşılaşmış olsam belki de soracağım ilk konulardandır Ölmeme Günü. Detaylar havada kalmış, tam hikayenin içine girecekken sohbet kesilmiş gibi. Yine de tüm bu eksiklere rağmen içerdiği fotoğraflar ve gündelik yaşam konuşmaları gayet hoş. Kendimi bir anda o dönemin tam kalbinde, o yazar ve şairlerin arasında otururken buldum. Sanki Turgut Uyar bir köşede tütününü tazeliyor, Tomris Uyar keskin ve zeki cümleleriyle odayı dolduruyor, Cemaller, İlhanlar, Canlar, Edipler gelip geçiyor ben de sessizce bir köşede onları dinliyorum gibi hissettim. Beni o dönemin sokaklarına, odalarına ve dostluklarına bu kadar zahmetsizce götürebilmesi, kitabın en güzel yanı.Kısacası; o döneme, Turgut ve Tomris Uyar'a beni doyuramayan ve eksik bulduğum bir çalışma olsa da taşıdığı nostaljik ruh ve yaşattığı o şairlerin arasındaymışım hissi için okunur.
Ben Koşarım Aşağlara, KoşarımErhan Altan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022380 okunma
9/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 138. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:58
Merhaba. Bugün Araf yorumuyla geldim. Henüz kitabı yeni bitirdim ama yorumumu ertelemek istemiyorum. İçimdeki duygu yükünü benim için anlatmak biraz zor. Elimden geldiğince kelimelere dökmeye çalışacağım. Araf, hayatı boyunca kendi hayatıyla ilgili konularda bile söz sahibi olamamış, hiçbir yere ait olamayan, sürekli bir arayış içinde ama ne aradığını bile anlayamayan, hayata karşı dik duramayan, kendine bile yabancılaşan Ercan'ın hikayesi. Kitap boyunca olaylardan çok kişilerin iç dünyalarına konuk olduk. Iki bölümden oluşan kitabımızda ilk bölüm Ercan'a ayrılmışken, ikinci bölümde Adara, Sezer, Gökhan ve Beren'in gözünden yaşananları okuyoruz. Hepsinin duygularıyla yaşananları okumak o kadar güzeldi ki. Çok yerde öfkelendim, Adara'ya, Sezer'e, Gökhan'a. Ama en çok öfkem Ercan'in ilk sayfalardaki serzenişi gibi benim de Sezer'e oldu. Gerçekleri onun gözünden okurken Sezer'e içimden ah ulan Sezer bir sürü hayatı yaktın demek geldi.. ama bu öfkenin arkasında Ercan dışındaki diğer karakterlere üzülmedim desem yalan olacak.. Yanlış tercihleri yüzünden hem kendilerini hem Ercan'ı yakan Adara'ya, Gökhan'a... ama ben en çok Beren'e üzüldüm.. Ve elinde fotograf sahnesi yetmezmiş gibi babasının ağlayarak sarılamadım dediği yer var ya ben orda koptum. Yutkunamadim. Gözümden yaş gelen dayanamadığım yer orasi oldu. Belki de babasının da olaylarda payının büyük olduğunu düşünmemden kaynakli bilemiyorum.. İçimdeki hüznü de, öfkeyi de, yaşanamamisliklara olan kırgınlığımı da anlatmak o kadar zor ki.. Kitabı okurken yer yer durup düşündüğüm zamanlar çok oldu. Ben olsaydım ne yapardım diye düşünmekten, kendi hayatınızı sorgulamaktan kendinizi alamıyorsunuz. Sadece Ercan'in değil hepimizin hikayesi benim için. Kitap kısa ama bana hissettirdikleri o kadar yoğun ki. Kitabı kapatınca
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202621 okunma