Kitap, modern Amerika’nın yozlaşmış düzeninden, tüketim çılgınlığından ve yapaylığından kaçarak Honduras’ın balta girmemiş ormanlarında yeni bir hayat kurmaya çalışan Fox ailesinin trajik hikayesini anlatıyor. Kitabın özellikle 3. ve 4. bölümlerinde anlatının kendini çok fazla tekrar etmesi, okuyucuyu hikayeden kopma ve kitabı bırakma noktasına getirse de; bu durağanlık aslında Allie Fox’un (Baba) kendi zihnindeki takıntıların ve yerinde sayışının edebi bir yansıması olarak okunabilir. Başta dehasına hayran kaldığımız, her şeyi bildiğini iddia eden bu dediğim dedik baba figürü, zamanla gücü eline alan her idealistin düştüğü hataya düşüyor ve kaçtığı o baskıcı düzene bizzat kendisi dönüşüyor. Acımasızlaşıyor, kimseyi dinlemiyor ve asla hata kabul etmeyen kibri yüzünden bir süre sonra kendi çocukları tarafından bile sevilmeyen, korkulan bir zorbaya evriliyor.Doğaya ve modern dünyaya meydan okuyan bu Bilim Adamı’nın hikayesi, ne kadar öfke uyandırırsa uyandırsın, kendi trajik sonunu hazırlayışıyla kızgınlıkla karışık derin bir üzüntü bıraktı.