Gerçekten çok güzel bir kitaptı. Kısa ama etkileyici, vurucu bir anlatımı vardı. En çok hoşuma giden şeylerden biri de diliydi. Cümle yapıları o kadar güçlüydü ki neredeyse kitabın tamamının altını çizmek istedim. Bir noktada kendimi durdurdum. “Bütün kitabı da çizme artık” dedim. Çünkü altını çizdiğim yerler de zaten kısa cümleler değil, genelde uzun paragraflardı. Ama o paragrafları bölmek de mümkün değildi. Çünkü anlam o kadar bütün haldeydi ki, ortasından kesince etkisini kaybedecek gibiydi.
Kitabın akışı da çok iyiydi. Ara ara yapılan geri dönüşler, karakterlerin geçmişini anlamamızı sağladı. Özellikle Henrik ve Konrad’ın dostluğunun nasıl başladığını, nasıl ilerlediğini görmek hikâyeyi daha derin hale getirdi. Henrik’in ailesi, yetiştiği ortam gibi detaylar da karakteri daha iyi anlamamı sağladı. Bir de Nini… Kitapta çok fazla yer kaplamıyor ama adı geçen her yerde içimi sıcacık yaptı.
Şöyle bir eleştirim var: Kitapta diyalogdan çok monolog vardı. Yani aslında biz bir yüzleşme okuyoruz ama bu yüzleşme tek taraflıydı. Henrik, 41 yıl boyunca içinde biriktirdiği her şeyi uzun uzun anlattı. Ama Konrad neredeyse hiç konuşmadı. Bu durum bir noktadan sonra beni rahatsız etti.
Evet, Henrik aslında cevap beklemiyor olabilir. Hatta belki de kendi içinde tüm cevapları çoktan vermiştir. Ama yine de bu bir yüzleşmeyse, bunun iki taraflı olması gerektiğini düşünüyorum. Karşı tarafın da kendini anlatması, en azından neden böyle davrandığını söylemesi gerekirdi. Özellikle bu kadar büyük bir kırılma yaşanmışken, Konrad’ın sessiz kalması bana eksik geldi.
Mesela neden gitti? Neden böyle bir şey yaptı? Henrik’in karısıyla tanışmasına rağmen nasıl böyle bir noktaya geldi? Kıskançlık mıydı, başka bir şey mi? Bunları onun ağzından duymak isterdim. Çünkü Henrik her şeyi ortaya
Çünkü insanın başına kendiliğinden bir şeyler gelmez. […] İnsan ne yaşayacağını biraz da kendi belirler. Yaşanması gerekeni belirler, yanına çağırır ve bırakmaz. İnsan böyledir. Yaptığının vahim olduğunu ilk andan itibaren bildiği halde yine de yapar. İnsan ve kaderi birbirlerine tutunurlar; birbirlerini çağırır ve şekillendirirler. Kaderin hayatımıza gizlice girdiği doğru değildir. Hayır, bizim açtığımız kapıdan girer ve ondan daha da yaklaşmasını isteriz. Hiçbir insan çelik gibi bir meşruiyetle kendi varlığından, karakterinden kaynaklanan bir musibete eylemler ya da sözlerle sırt çevirecek kadar güçlü ve zeki değildir."