Beklentimin biraz dışında ama keyif aldığım bir kitap oldu. Ben daha çok bilimsel açıklamalara ve detaylı tarihsel incelemelere ağırlık veren bir içerik bekliyordum. Kitap ise daha çok sohbet havasında ilerledi. Bu yüzden bazı bölümlerde anlatılan olayların daha derin işlenmesini isterdim.
Buna rağmen kitabın akıcılığı gerçekten güzeldi. Bölümler kısa olduğu için sıkmadan ilerliyor ve sürekli yeni bir olayla karşılaşıyorsunuz. Özellikle gizemli olaylara ilgi duyan biriyseniz kitap kendini rahat okutuyor.
Kitapla ilgili beni zorlayan noktalardan biri ise olayların belirli bir tarih sırasına göre ilerlememesi oldu. Bir dönemden başka bir döneme geçişler bazen biraz karışık hissettirdi. Eğer kronolojik bir düzen olsaydı anlatılan olayları zihnimde oturtmak benim için daha kolay olabilirdi.
Tam anlamıyla akademik ya da ağır bir tarih kitabı değil. Daha çok, ilginç olayları sade bir dille anlatan ve okuyucunun merak duygusunu canlı tutan bir kitap gibi geldi bana. Eğer detaylı analizlerden çok sürükleyici bilgiler okumayı seviyorsanız keyifle okunabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Ben bu kitabı tamamen polisiye diye almıştım. Arka kapak da bana öyle hissettirmişti zaten. Başta da gerçekten öyle ilerliyor gibi duruyor; bir bulmaca, çözülmesi gereken gizemler, şifreler, Mike’ın araştırmaları… Ama kitap bir noktadan sonra öyle bir yere gidiyor ki “Ben ne okuyorum şu an?” diyorsunuz.
Özellikle Jess bölümleriyle birlikte kitap bir anda gerilim ve korku tarafına kaymaya başladı. Boş evlerde kalan bir kadın, ölmüş tuhaf bir ev sahibi, porselen oyuncak bebek koleksiyonu, valizden çıkan bir bebek… Atmosfer gerçekten çok iyiydi. Uzun zamandır bir kitapta bu kadar ürkediğimi hatırlamıyorum. Hele oyuncak bebek tasarımcısının mektubunu okuduğumuz kısımlar… Kitap resmen korkunç bir Pinokyo hikâyesine dönüştü.
En sevdiğim şeylerden biri de üç farklı bakış açısından aslında üç farklı tür okuyormuş gibi hissettirmesiydi. Mike tarafında polisiye-gerilim ve bulmacalar vardı. Jess tarafı tamamen gotik korku gibiydi. Cameron tarafında ise işin içine bilimkurgu ve teknoloji girdi. Normalde bu kadar farklı tür aynı kitapta dağılabilirdi ama kitap özellikle 150. sayfadan sonra temposunu hiç düşürmeden akıp gidiyor. Gerçekten nefes almadan okudum.
Bulmaca kısmına ayrıca bayıldım. Şifreler sadece “havalı dursun” diye yazılmamıştı; gerçekten emek verilmiş hissediliyordu. Kitabın sonunda yer alan notu okuyunca nedenini anladım zaten. Gerçek bulmaca tasarımcılarıyla ve dünya bulmaca şampiyonlarıyla çalışılmış. O yüzden anagramlar, gizli mesajlar ve çözüm süreçleri gerçekten tatmin ediciydi. Özellikle dil oyunlarının olay örgüsünün parçası olması çok hoşuma gitti.
Ama kitabın beni en çok zorlayan kısmı final oldu. Kötü bir final değildi ama bir noktadan sonra her şey fazla hızlı gelişmeye başladı. İnsan ilişkileri bana yeterince iyi işlenmemiş gibi geldi. Bu sadece aşk
Bulmaca UstasıDanielle Trussoni · Nemesis Kitap · 202522 okunma
“Dünya gezegeni ortalama zeka seviyesine sahip insanlar için dizayn edilmiştir. Ortalama zekanın üstünde ya da altındaysanız bu gezegende çok zorlanırsınız.”