Kendimi hayvan çiftliğinin içinde gibi hissettim. Sonra döndüm ve baktım ki zaten o çiftliğin içindeyim. Belki Boxer olarak belki de Clover. Ha tek farkım, sanırım Boxer'dan daha az çalışıyorum. :)
okuduğum zamanlar 10. sınıfa gidiyordum. Vahşet bölümlerinde anlık bir acaba okumasam mı diyip kitabı sıraya koyup birkaç saniyeliğine sadece önümdeki beyaz tahtaya baktığım olmuştu. Buna rağmen bence çok güzel bir ahlak ikilemi yaratıyor. Okurken bir yandan Alex'e üzüldüğüm oldu ama onun yaptıklarının yanında Alex'e yapılanlar bence bir hiçti. Hatta ölen masumların, dayak yiyen yaşlıların intikamıydı.
Mihail Bulgakov sevdiğim rus yazarlardan. Köpek Kalbinden sonra okumuştum bu kitabını. Doktor arkadaşının yaşadığı bağımlılık üzücü, intiharı çaresizliğin içinde boğulmaktı.
9. sınıftayken okumuştum şuan 11. sınıfım. Yani üzerinden 2 sene geçmiş. Bitirdiğim zamanları hatırlıyorum. Ankaraya giderken otobüste bitirmiştim. Bugüne kadar bitiripte sevmediğim kitap olmadı. Kürk Mantolu Madonna da bunlardan biri. Karakterlere yorum yapmak gerekirse o zamanlar Maria Puder'in kendi sınırlarını çizen ama daha sonrada kendini sevdiği adamın kollarına bırakan bir kadın olması dikkatimi çekmişti. Rauf korkak biriydi bana göre. Maria cesur ve hayatın içinde olan bir kadınken; Rauf kendi dünyasında yaşayan, içine kapanık ve bence korkak biriydi. Zıt kutuplar birbirini çeker sözü burada hayat buluyor sanırım.