Lou Salomé bütünüyle oldukça etkileyici bir kadın. Birçoğumuz onu aşk hayatıyla tanıyoruz. Nietzsche, Paul Ree, Freud, Rilke, Tolstoy gibi büyük isimlerle yaşadığı ya da yaşattığı aşk sebebiyle oldukça popüler bir kadın Salomé. Zeki, bilgili, güzel, çekici adeta bir tanrıça gibi. Onu bu kadar gözde yapan şeylerden biri de döneminde kadınların çok azının eğitim alırken onun Zürih Üniversitesinde okuması. Üniversite okurken ve okuduktan sonra yaşadığı şeyler, eğitimli bir kadına karşı olan tepkiler onu oldukça etkilemiş olmalı ki Feniçka kitabına yansıtmış.
Feniçka karakteri ilk önce feminist bir izlenim bıraksa da yazarın Feniçka'yı evrilttiği son nokta modern anlamda feminizme oldukça uzak. Başlangıçta Feniçka karakteri bir yosmaya bakışıyla, erkeklere karşı tavırlarıyla, eğitimiyle diğer kadınların arasında sivriliyor ve dikkat çekiyor. Salomé aslında bir anlamda kendisini deşifre ediyor Feniçka ile. Kendi benliğinden kattığı çok şey var. Yazar kadınların tek tip olmayacağını anlatma gayesinde değil sadece kendi marjinalliğini gösteriyor. Muhtemelen hayatı boyunca karşılaştığı yoğun ilgi ve ters tepkilerden dolayı Salomé kendisini marjinal hissetmiş ve bunu Feniçka'sına yansıtmış.
Kitap ilerledikçe Feniçka aşkını gizli saklı yaşayan, evliliğe karşı kutsal hisler besleyen, nispeten daha sıradan bir kadına evriliyor. Fakat sıradanlaştırılsa da göze çarpan bir asalet var ruhunda. Fakat sevdiği adama kendini adayan, onunla evliliğe koşmak isteyen bir kadın değil Feniçka. Yazarın bu ters köşesi erkeklerin biz kadınlar hakkındaki yargılarını sarsması bakımından çok önemli bence. Özgürlüğümün tadını çıkarmak istiyorum, bağlanmak istemiyorum, ideallerimin peşinde koşmak istiyorum diyen taraf erkek olunca normal karşılansa da bir kadının böyle düşünmesi çok