Güçlü, hırslı, fedakar ve hayat dolu bir kadın Feride. 18 yaşında, evleneceği günün sabahında çok sevdiği nişanlısının ihanetine uğradığını öğrenir ve öğretmenlik yapıp hayatımı kazanırım umuduyla evden kaçar. Tüm kalp acısını, mutsuzluğunu, hayalkırıklığı içine atıp en ücra köy okullarından yüksek mertebeli liselere kadar çeşitli okullarda görev yaparken tuttuğu günlüğü okuyoruz.
Kitabı oldukça beğendim. Feride “Nasılsa bu yazdıklarımı benden başkası okuyacak değil.” düşüncesiyle aklından ve kalbinden geçen her şeyi günlüğüne tüm yalınlığıyla geçiriyor. Günlerce bu genç kadınla yatıp kalktım; acısına üzüldüm, mutluluğuna sevindim. Dönemin zihniyetini, insanların “farklı” olana bakış açısını, dedikodu ve kötülük peşinde koşan çokça insanı bir Çalıkuşu’nun gözüyle görüp anlatan çok başarılı bir roman.
Aydınlık, hasta gözleri nasıl incitiyorsa, saadet de hasta gönülleri öyle sızlatıyor. Hasta gözler gibi hasta gönüller için de karanlıktan iyi ilaç yok.
Bu bir sene içinde, birkaç defa, kendimi zapt edemedim, ağladım. Fakat bunların hiçbirisinde bu gece gözkapaklarımın içini yakan yaşlardaki acılık yoktu. O vakit, sadece gözlerim ağlamıştı. Bu gece gönlüm ağlıyor.