İnsanların durup düşünmediği yerlerde durmaz ama düşünür Anı yaşa der ama bugünü hiç yaşamaz Az çoktur der ama alışveriş yapmaya bayılır Sevginin değeri emekle ölçülür der ama doğum günlerinde pahalı hediyeler alır
Sözcükler, hakikati gizlemede hiçbir zaman bugünkü kadar yanlış kullanılmadı. Yandaşlara ihanete barışçı politika dendi; askeri saldırganlık, saldırıya karşı savunma olarak kamufle edildi; küçük ülkelerin fethi dostluk anlaşması diye anılıyor; bütün bir halkın acımasızca ezilmesine, Nasyonal Sosyalizm deniliyor. Demokrasi, özgürlük ve bireycilik sözcükleri de bu şekilde kötüye kullanıldılar. Demokrasiyle faşizm arasındaki ayrımın gerçek anlamını tanımlamanın tek bir yolu var. Demokrasi, bireyin eksiksiz gelişmesi için gerekli ekonomik, siyasal ve kültürel koşullan yaratır. Faşizmse, hangi ad altında olursa olsun, bireyi, kendisinin dışındaki amaçlara boyun eğmek durumunda bırakır ve gerçek bireyselliğin gelişmesini köstekler.
Özgürlüğün gerçekleşmesi için tek ölçüt, bireyin kendi yaşamının ve toplumun yaşamının belirlenmesine, yalnızca resmi oy verme edimiyle değil, günlük etkinliğiyle, işinde, ve diğer insanlarla ilişkilerinde etkin olarak katılıp katılmadığıdır. Çağdaş siyasal demokrasi, kendisini tümüyle siyasal alanla kısıtladığı sürece, ortalama bireyin ekonomik önemsizliğinin doğurduğu sonuçları gideremez. Ama üretim araçlarının toplumsallaştırılması gibi tümüyle ekonomik kavramlar da yeterli değildir.
İnsanların başkaları tarafından kullanılması ve yönlendirilmesi yerine etkin ve zihinsel işbirliği geçirilmeli, halkın, halk tarafından halk için yönetilmesi ilkesi hem siyasal hem de ekonomik alanda uygulanmalıdır.
Ama sanatçının durumu pek kesin değildir, çünkü yalnızca başarılı sanatçının bireyselliğine ya da kendiliğindenliğine saygı gösterilir; sanatını satmayı başaramazsa, çağdaşları gözünde bir deli, bir "nevrotik" olarak kalır. Burada sanatçı, tarih boyunca devrimcinin içinde bulunduğu durumdadır. Başarılı devrimci devlet adamı, başarısız devrimciyse bir suçludur.