İnsanların durup düşünmediği yerlerde durmaz ama düşünür Anı yaşa der ama bugünü hiç yaşamaz Az çoktur der ama alışveriş yapmaya bayılır Sevginin değeri emekle ölçülür der ama doğum günlerinde pahalı hediyeler alır
Buna göre, anlamlı yaşamanın tek çaresi, aktif olarak dünyaya katılmaktadır. Aktif olmak deyince, bundan kişinin kendi istekleri doğrultusunda hareket etmesini değil, diğer insanlan sevmek, onlann sorunlarıyla ilgilenmek ve karşılık beklemeden vermek eylemlerini anlar Schweitzer. İşte bu ana fikir, onun düşüncelerinde gerçekleştirdiği ve kendi yaşamında da uyguladığı yaşam anlayışının çekirdeğini oluşturur.
Sovyetler'deki rejimin sosyalizmle hiçbir ilgisi olmadığını göz önünde tutmak zorundadır. Unutulmaması gereken bir nokta da, sosyalizmin hem Sovyet rejiminin, hem de kapitalizmin ana öğeleri olan bürokrasi, maddesellik, insanın bir araç oluşu ve çok tüketmek gibi ilkeler ile uyuşmadığı ve taban tabana zıt olduğudur.
Marx için zenginlik ve lüks birer yüktür. Amaç ise, ne bunlara ulaşmak, ne de fakir olmaktır. İnsanın tek hedefi "içindeki o zengin hâzineyi" gün ışığına çıkarmak, kendini "doğurmak" olmalıdır.
Marx'in "sahip olmak" ve "olmak" konusundaki anlayışını en iyi, onun şu cümlesinde bulabiliriz: "Ne kadar azsan, yaşamını ne kadar az görkemli kurmuşsan, o kadar çok şeyin var demektir ve görkemsiz yaşamın o denli büyüktür... Ekonomi, senin yaşamından ve insanlığından aldığı şeylerin yerine, sana para ve zenginlik verir."
Özgürlüğün gerçekten belirebilmesi için, zorunluluktan doğan ve dış güçler tarafından belirlenen çalışma biçiminin sona ermesi gerekir. Vahşi insan, ihtiyaçlarını karşılayabilmek, yaşamını sürdürebilmek ve üretimde bulunabilmek için nasıl doğayla boğuşmak zorundaysa, uygar insanın da bütün toplum biçimleri içinde ve mümkün olan her türlü üretim türleri ile böylesine bir savaşım vermesi gereklidir.