“Çünkü gelişip serpilme söz konusu olduğunda insan yüzünü geleceğe çevirse de, belki de ilk büyülenmenin aranışıyla, gelişme hep geçmişe doğru oluyordu.”
“Ama bakınız Madam Pili, yaşlanıp elden ayaktan düşünce, başkalarını yargılama iştahı köreliyor insanın; kimseyi yargılamaz oluyor. Bu yüzden Tanrı –ki benden çok daha yaşlı- çok daha elden ayaktan düşmüş olmalı, yukarıda huzuruna kabul ettiğinde, yargılamayacak beni.”
“Blay, bana inanmayacaksın ama ne bok olduğumla neredeyse hiç ilgilenmediğim zamanlar oldu. Ne olduğumun hiçbir önemi yok benim için. Kandırmacadır kimlik, üstelik kısa ömürlüdür. Evrenin bir süprüntüsüyüz biz, sevgili dostum. Şu anki biricik kaygım, gelecekte yaptığım şeyi olanca ayrıntısıyla hatırlamak, geçmişte yapacağım şeyi ebediyen unutmaktan ibaret. Hoşça kal!”
Şanghay Büyüsü, savaş sonrası Barcelona’sında Daniel isimli bir gencin gözlerinden İspanyol toplumunun yaşamından bir kesiti okurlarına sunuyor. Anlatıcımızın babasız büyümesine, yaşadığı mahalledeki insanların çektikleri yoksulluğa ve Katalanların maruz kaldığı ayrımcılığa rağmen romana umutsuz bir hava hakim değil. Belki de bir gencin bakış açısından hikayeyi takip ettiğimiz için böyle hissettim ama roman Kaptan Blay’e eşlik eden karakterimizin tanıştığı insanlarla, şahit olduklarıyla ve bunların üstüne Forcat’ın da gelişiyle zenginleşiyor ve varacağı noktayı merakla beklemeye başlıyoruz. Forcat’ın anlattığı bariz bir şekilde uydurma hikayenin romana paralel gitmesi de okurun sıkılıp hikayeden kopmasını engelliyor gerçi yazarın sürükleyici anlatım tarzı bunun olmasını zaten engelliyor.
Uzun zamandır listemde olan merakla okumayı beklediğim bir kitaptı. Yazarın Türkçeye çevrilen diğer kitaplarına baktığımda ise maalesef başka bir eserini bulamadım. Juan Marse'nin diğer kitaplarının da çevrilmesini sabırsızlıkla bekliyorum.