Alper

"Yaşlanan, ihtiyarlayan adam, böylece kendi dünyasının da yokluğa karışmakta olduğunu görür ve sıranın kendisine geldiğini düşünmeye başlar. Dahası: Başkalarının ölümünün herkes indinde ne kadar az ehemmiyeti olduğunu da anlar. Ölüm vaktiyle taşıdığı müthiş facia hüviyetini artık kaybetmiştir. Ölümün ilk zamanlarında sanmış olduğu gibi istisnai değil tabii ve harikulade değil adi bir şey olduğunu öğrenir. Bu ilmi herkeste görmeye de alışır. "Falanca nezle olmuş!" der gibi. "Falanca ölmüş!" derler. Tramvaya binerken kendisine: "Aman, yakında bir gün görüşelim!" demiş olan birisinin çoktandır niçin görünmediğini sorar. "A, haberiniz yok muydu? O, çoktandır sizlere ömür..." derler. Ve, "Yazık! Son mektubuna daha cevap yazamamıştım!" Yahut: "Onunla görülecek küçük bir işim vardı!" diyecek olurken kendini tutar, artık mektup yazmış, yahut yazmamış, o küçük işi görmüş yahut görmemiş olmasının nasıl tamamen müsavi şeyler olduğunu düşünmeye koyulur. Bazen bir dostun ölüm haberini veren telgraftan sonra onun evvelce postaya bırakmış olduğu mektubu verirler. Fakat artık onun bütün manası kaybolmuştur. Biri gelip, "Ayol duydun mu? Bizim zavallı Baki de ölmüş!" der. Bu sözleri söyleyen adamla dinleyen kendisi, ölen zarafet meraklısı Baki'nin son kalmış gençlik arkadaşlarıdır. Kendileri de gidince Baki'nin yeryüzündeki hatırasından bu kubbede bir hoş sada bile kalmayacaktır."
Sayfa 173·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Fakat yaşlanan, ihtiyarlayan adam için bütün bu gördüklerinden daha acı gelen başka dersler de vardır: Gençler ihtiyarlara rast geldikçe onları evvelden beri ihtiyar sanırlar. Fakat yaşlılar nazarında her ihtiyar eski gençliğinin viranesi ve her kadın eski güzelliğinin harabesidir. Vaktiyle, kendisi de, bütün gençler gibi, kadın güzelliğinin artık son tekamülüne vardığını, modaların son ve kati şekillerini aldığını, medeniyetin bir olgunluğu demek olan bu zarafetlerin artık ebediyen erişilmiş hakikatler gibi baki kalacağını ummuştur. Şimdi zamanın her şeyi bozan zehirli nefesine güzelliğin bile mukavemet edemediğini, onun da her şey gibi geçici, fani olduğunu görür. Vaktiyle kati şekillerini aldığını sandığı eski modalar şimdi gülünç birer korkuluk olmuştur."
Sayfa 170·Kitabı okudu
Alıntı
"Yeni yetişen gençler ihtiyarların sözlerini bugünkü hayat ile alakası olmayan bir tarih kitabını okur gibi, mazi hakkında malumat edinmek bakımından dinlerler. Yeni nesiller artık başka modalarla giyinirler (ötekiler unutulmuştur), başka gazeteler okurlar (ötekiler kapanmıştır), başka üstatlar duyarlar (ötekiler ölmüştür), başka kitaplara inanırlar (ötekiler anlaşılmaz olmuştur), başka ışıklarla aydınlanırlar (ötekiler sönmüştür), ve bütün bunlarla, en tabii bir tarzda, başka türlü hisseder, düşünür ve söylerler. Her yeni nesil maziyi vaki olmamış, hayatı kendisiyle başlamış telakki eder ve kendisinden evvelki nesilleri ikiye, üçe ayırmış olan kanlı mücadelelerden onun kitaplarında yanlış veya güzel, ancak bir iki cümle kalır. Eski Atina'yı yırtan dahili mücadelelerden bugün ancak Aristofan'ın kahkahası kalmıştır!"
Sayfa 168·Kitabı okudu
Alıntı
"Yeni yetişen gençlerin yaşlılarla bir seviyede olmaları mümkün değildir. Zira onlar vakalara karşı aynı yaşta değillerdir. Bu ehemmiyetsiz bir fark değil, bilakis her şeydir."
Sayfa 168·Kitabı okudu
Alıntı
"Zaman her şeyi unutturarak her malumattan yeni cehaletler doğurur. Hemen herkesçe malum olan bir şey, hemen herkesçe meçhul bir şey olur. Nice adamların gözleri önünde geçen vakalar, şahitleri kalmayınca bir roman mevzusu olur, "Deli miydi, değil miydi?" derler ve "Öldürüldü mü, intihar mı etti?" diye sorarlar. Bilen söyler, bilmeyen söyler. Kimin sesi kuvvetliyse onunki duyulur."
Sayfa 167·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam