Bahtı kötü bir kadın maalesef kazalar geçiriyor, hastalanıyor, korselerle, demirlerle yaşam derken yaşadıklarını resmetmeye başlıyor.Ayrıldığı kocası karaktersizin teki.Aldatıyor hep Frida’yı.(spoil)Frida’dan da hep negatif bir enerji aldım kitabı okurken.Resimli bir kitap ben resimli kitap severim keyifli okumalar.:)
Frida KahloChristina Burrus · Yapı Kredi Yayınları · 2018233 okunma
Frida... Feminist, devrimci ve ressam kadın.. Sürrealist olmadığını her seferinde dile getiren Frida “Ben gerçeklerimi resimledim.” der. Tablolarıyla Picasso’yu bile kendine hayran bırakan bir kadın o :)
Aşk ve Acı kitabı, Frida’nın hayatını, sanatını, ilkelerini, değerlerini, acılarını, aşklarını, Diego’sunu anlatan bir biyografi romanı. Çektiği onca acıya karşı yaşama, aşka ve sanata olan bağlılığından vazgeçmeyişi, savaşmaktan bıkmayışı ve güçlü duruşu gerçekten hayranlık uyandırıyor. Kitabı okurken bazen “Ben olsaydım, burda pes ederdim.” dediğim o kadar çok yere denk geldim ki.. Ben ne kadar pes ettiysem, Frida o kadar güçlü ve yaşam doluydu. Yaşadığı o büyük ve korkunç kaza.. O kazanın hayatına verdiği onca fiziksel ve ruhsal acılara ne demeli.. Frida’nın gücü bu acılardan çok daha büyük..
Gelelim Frida’nın aşk anlayışına.. Diego’ya büyük ve tutkulu bir aşkla bağlıydı. Deigo da aynı şekilde.. Ama bu iki insan bu aşkın tutkulu olduğunu vurgularken de birbirlerini aldatmaktan geri durmamıştır. Deigo’nun sürekli kadınlarla olmasını, hatta Frida’nın kızkardeşiyle bile ilişkisini Frida kabul ediyor. Diego’nun ona aşık olduğundan emin ve eninde sonunda ona geleceğini bildiğinden bu aldatmalara gözünü kapatan bir kadın.. Bu noktada aşk anlayışımız muhtemelen Frida’dan çok daha farklıdır. Benimki de farklı ama onun penceresinden bakınca da size de çok ilginç geleceğini düşünüyorum. Belki de aşktan ziyade saplantı..
Bu dünyadan “Ben aşkın, acının ve devrimin kadınıyım!” diyen bir Frida geçti..
Magdalena Carmen Frieda Kahlo Calderón veya sadece Frida; son sergisine ambulans arabası ile gelen Frida, bir elinde sigara diğer elinde tekila şişesi, kendi hayatı ile dalga geçermiş gibi yaşadı. Bol kahkahalı ve küfürlü konuşma tarzı vardı, Salvador Dali’yi ressam olarak görmezdi ‘’olsa olsa, o da zorlayarak, görüntü üreticisi denebilirdi’’demişti, Picasso ise Diyego’ya ’’Ne sen, ne Derain, ne de ben, Frida Kahlo gibi yüzleri çizmeyi bilmiyoruz…’’ diye mektubunda yazdı. Sürrealist akımının kurucusu Andre Breton’nun kendisini kesinlikle sürrealist olarak kabul etmeyen Frida’ya ‘’Siz bir gerçeküstücüsünüz’’ dediklerinin üzerine ‘’Hayır, ben gerçeküstücü değilim. Bütün bunlar, gerçeğinden fazla gözde büyütülmüş şeyler. Oysa ben en azından bir şeyden eminim: Kendi gerçeğimi resmediyorum’’, diye cevap verdi.
Röportaj esnasında ona boş zamanlarında ne yaptığı sorusuna tereddütsüz ’’Aşk yapıyorum efendim…’’diye cevap verdi. Asi, isyankar, bir kalıba sığdıramadığımız kişiliğini babasının Alman olup Aşkenaz kökenli oluşuna mı (bazı kaynaklarının bunu yalanladığı) yoksa Meksikalı annesinin ta Kızılderelirerinin soyuna dayanmasına mı borçludur bilinmez.
İyi bildiğimiz tek şey Frida’nın çocuk yaşta geçirdiği poliomyelit hastalığından sonraki büyük kaza… Sağ kurtulmayı başardı ve ard arda yapılan ameliyatların sonrasında uzun bir iyileşme sürecine girdi. Diyego Rivera ile aşk ve evlilik hayatı bir yandan anlamsız görünse de birlikte olmalarına birden çok sebep vardı, küçümsemeye gelmez sebeplerinden bir tanesi – bir birlerini çok iyi anlayabilir olmalarıydı.
Bir diğer sebep ise ikisinin de komünist olmalarıdır. Frida’nın evdeki kitaplıkta Marx, Lenin, Stalin’in yazdığı ve okunmaktan yıpranmış hale gelen birçok kitabı vardır. Yatağının başucunda da Marksizm-Leninizm