Yalnız her ikisinin de içinde gizliden gizliye büyüyen bir korku vardı:
Bir gün gelip ayrılmak korkusu.
Hiçbirisi bu korkusunu ötekine söylemeye cesaret edemiyordu. Kim bilir, belki öbürünün yanlış anlayacağından çekiniyordu.
(Çünkü içten duyulan şeyler hep yanlış anlaşılır.)
"Zaten seni burada tek başına görünce benim gibi düşündüğünü anlamıştım.
Doğru değil mi ama?
Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki?
Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?"