Kitabın başlarını okurken yarım bırakmayı düşündüm, hatta buradaki iyi yorumlar için kızmıştım bile. Çünkü anlatım dili çok basit gelmişti ve pek bir olay da yok gibiydi, ilerlemiyordu sanki. İlk 50 sayfada olduğumu düşünüp biraz daha şans vermeye karar verdim. İyi ki devam etmişim.
Kitabın ilerleyen bölümleri bana "Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim" kitabını anımsattı. Benzer yanları var çünkü. O kitabın yazarının sonrasında tamamen iyileşip çoluk çocuğa karışmış olması ve Sylvia'nın bu kitabın yayınlandığı yıl intihar etmesi kitaptaki karakterin tedavi sürecinin neden daha ayrıntılı işlenmediği soruma cevap gibiydi. Kitap yarı otobiyografik bir kitap bence çünkü yazar da karakter de aynı yerde yaşıyorlar, şiirden hoşlanıyorlar. Karakterin kafa karışıklığını, sorunlarını nasıl çözdüğünü yazarın anlatmaması belki de anlatamamasını kendi kafa karışıklığını çözememesine ve nihayetinde intihar etmesine bağladım. Ne kadar doğru bir çıkarım bilmiyorum ama bu şekilde düşününce kitap olduğundan daha hüzünlü geldi. Ve sebesizce, ufaktan acaba bir gün delirir miyim korkusu?..