Bektâşîlik; Anadolu, Rumeli, Mısır, Irak, Girit gibi büyük bir coğrafyada, asırlar boyu Ehlibeyt meveddetini, Ehlibeyt’in bâtınî yolunu, kendine has irfânı, nefesleri, erkânı ve fıkralarıyla ayakta tutmuş; koca bir imparatorluğun askeriyesini mânen tesiri altında bulundurmuş; Sünnîliğin devlet politikası hâline geldiği zamanlarda bile Câferî mezhebinde olduğunu hiçbir zaman saklamak ihtiyacı duymamamış bir yoldur. II. Mahmud’un gadrine kadar Osmanlı topraklarında bilhassa şehirlerde Ehlibeyt meveddetini avâmdan havâsa kadar gönüllerde coşturmuş; büyük bir kültür, estetik, zarâfet menbaı olabilmiş; kimseye benzememiş, fakat müspet veya menfî mânâda “Bektâşîleşmiş” tabirini ortaya çıkaracak kadar sağlam bir karakteristiği olan; taassuba hiçbir zaman bulaşmamış; teberrâ hususunda dâima kemâli temsil etmiş; nâzenin sözünün mücessem şahsiyetlerini yetiştirmiş bir tariktir