Fatih Tosun

“Evet. Unutulacağız. Yazgımız böyle yazılmış, elden ne gelir. Bize ciddi, önemli, hem de çok önemli görünen şeyler, gün gelecek, unutulacak ya da önemsiz görünecek. İşin ilginç yanı, gelecekte neyin önemli ve yüksek değerde, neyin zavallı ve gülünç sayılacağını bugünden hiç bilemeyişimiz. [...] Bize böylesine olağan görünen şimdiki yaşamımız da, gün gelecek, tuhaf, yakışıksız, budalaca, pek de temiz olmayan, ve hatta belki, günahkâr bir yaşam sayılacak...”1 Anton Çehov
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir insan, içimize nüfuz edebilmek için, zamanın şekline bürünmek, çerçevesine kendini uyarlamak zorundadır; bizim gözümüze peş peşe dakikalar halinde göründüğünden, her defasın da sadece bir yönünü gösterebilir, bir tek fotoğrafını sunabilir. Sadece anlık görüntülerden oluşan bir dizi halinde var olmak, bir insan için müthiş bir zaaftır şüphesiz; ama aynı zamanda müthiş bir güçtür de; bu kişi hafızanın ürünüdür ve belirli bir ânın hatırası, daha sonra olup biten her şeyden haberdar değildir; hafızanın kaydettiği an ve onunla birlikte, o hatırada şekillenen kişi, varlığını sürdürür, yaşamaya devam eder. Üstelik bu parçalanma, ölüyü yaşatmakla kalmayıp çoğaltır da.
Etrafımızda olup bitenleri, arzumuza bağlı olarak değiştirebileceğimizi zannederiz; buna inanırız, çünkü bundan başka olumlu hiçbir çözüm görmeyiz. En yaygın, üstelik olumlu çözümü düşünmeyiz: Olayları arzumuza bağlı olarak değiştiremeyiz, ama zamanla arzumuz değişir. Tahammül edemediğimiz için değiştirmeyi umduğumuz duruma karşı kayıtsızlaşırız. Aşmaya kesin kararlı olduğumuz engeli aşamayız, ama hayata kapılıp o engelin etrafından dolaşır, önüne geçeriz; o zaman dönüp uzaktaki geçmişe baktığımızda, engel o kadar görünmez olmuştur ki, zorlukla seçeriz onu.
Bir insanla aramızdaki bağlar, sadece zihnimizde mevcuttur. Hafıza, zayıfladıkça bu bağları gevşetir; kanmak istediğimiz ve başkalarını, aşk, dostluk, kibarlık adına, herkes ne der korkusuyla veya görev duygusuyla inandırdığımız hayale rağmen, tek başımıza var oluruz. İnsanoğlu, kendi dışına çıkamayan, başkalarını ancak kendi içinde tanıyabilen ve aksini iddia ettiğinde yalan söyleyen bir yaratıktır.
Arzu ilerledikçe, gerçek sahiplenme de giderek uzaklaşır. Dolayısıyla, mutluluğa ya da en azından ıstırap çekmeme haline ulaşılabilse dahi, peşine düşülmesi gereken şey, arzunun tatmini değil, giderek azaltılıp nihayet yok edilmesidir. Sevdiğimiz varlığı görmeye çalışırız, oysa görmemeye çalışmamız gerekir, çünkü sadece unutmak, arzuyu yok edebilir.