Selda garipsedi bu sözü. Vadesi dolmuş. Ölüme kayıtsız şartsız boyun eğdiğini dile getiren bu insanlar, ölümü itmeyi, öteye git demeyi hiç düşünmüyor, bu ilk kabulu hiç tartışmıyorlardı. Yaşamak bir borçlanma, ölüm de bu borcun ödemesiydi. Bu sözde ölünün ölerek oluşturduğu manevi âlemi hiçe sayan, ölümün kendisini somutlayan fazla soğuk bir şey vardı ölümün mutlaklığına olan sonsuz inanç. Evet, mutlak olmasına mutlaktı ölüm, ama yine de böylesine soğuk bir kabulle dile getirmek, insanın bir bedende varolduğunu değil, o bedende kesinlikle öleceğine inanmaya öncelik tanıyordu.
Sanki hayat bir gün hadi, vakit geldi diyecekmiş, önüne yepyeni olanaklar serecekmiş gibi yaşamıştı. Ahmak gibi. Hiçbir kadını her şeyi göze alacak kadar çok sevmemiş, zaten yaşadığı ilişkilerde de göze alacak bir şey olmamıştı.
Ersin gülümsedi. Çok az şey yapmıştı hayatında babası. Ama yaptıklarını kendince iyi yapmıştı. İyi bir iş kurmuş, pek riske girmeden büyütmüş, iyi çocuklar yetiştirmiş, evliliğini iyi sürdürmüş, bir de iyi rakı içmişti. Hepsi bu kadardı. Hayatının sınırlarını daha fazla genişletmeyi hiç düşünmemişti, kişiliğine uygun düşecek kadar iyi yaşamayı seçmişti.
"Helal olsun...
Son yılların ağlanacak, sahte mimarisi yüzünden değil midir ki, ruhumuzun estetik yeteneğine delil aramak için geçmiş sanâtkarların eserlerine başvurmaktan başka çare bulamıyoruz.