...örnek olay olmasını sağlayan şey sadece girişimciliği ve pek çok devlet ihalesini almasını sağlayan parti üyeliği değildi, geleceğe hem siyasi hem sosyal yatırım yapmasıydı, bütün yumurtaları bir sepete koymamıştı, bütün nabızlara şerbet vermişti.
Ben bir şey düşünmezdim, bütün insanlar gibi yaşarken pek çok şeyi düşünme gereği duymuyordum. İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.
Bazen kokuları, tatları, hatta dokunmanın verdiği hissi de hatırlıyordum; bu da o ânı bir daha yaşıyormuşum gibi gerçek kılıyordu. En çok bundan acı duyuyordum; en güzel, en zevkli, en mutlu anlar bile olsa beni üzüyordu çünkü gerçek olmadığını, sadece bir hatırlama olduğunu biliyordum. Geçmiş güzellikleri hatırlamak mutlu etmiyordu insanı, aksine bir daha yaşanmayacağını bilmenin hüznüyle dolduruyordu.