"Çok sevdim zanneder insan. Yanlış sever lakin. Kimi, seni yaratandan daha çok sevebilirsin ki? Kimi o kadar seviyorsan, bil ki uçurumun odur. Nasıl seviyorsan dibi o kadar derin ve karanlık olur..."
"Ölmedim Gavras amca. Acıdan ölünmüyormuş."
“Ölünmez tabii be. Ölünseydi ben ölürdüm. Bak, ölmedim. Kazık çaktım dünyaya. Herkes gitti. Ben gidemiyorum. Asıl ceza bu, biliyorsun değil mi? Herkes gidecek, sen kalacaksın. Gidişlerini tek tek göreceksin... Allah uzun ömür versin diye dua ediyorlar. Niye versin be? Neden versin? Aldığı bütün kısa ömürlerin ardından bakalım diye mi?
Nariye gecenin kör karanlığında çıktı evden. Sessizce. Yalın ayak. Örtüsüz.
Sis, vadiye kadar inmiş. Sanki yolunu engellemek istiyor. Hiçbir şey göremesin de dönsün yuvasına yastığına, yapmasın, etmesin diye.
Oysa kalbindeki acı pusulası, meşalesi olmuş Nariye'nin. Bir vakitler Hasan Dağı'nın ağzından fışkıran ateşler gibi, kendini yaka yaka açıp aydınlatıyor yolunu. Acısı içinde ateş olup aktıkça taş kesiyor eli kolu Nariye'nin ama kimse görmüyor.
Ne birine dokunabiliyor, ne tebessüm ediyor, ne doğru dürüst işitip konuşuyor ne de bir şeyi sevebiliyor. Yapamaz çünkü yıllar var ki eli kolu gibi kalbi de taş oldu. Hasan Dağı'nın ağrıyan kayaları, sancılı uçurumları, lav içmiş toprağı gibi artık Nariye'nin bedeni. Yanmış, patlamış, ak mış, donmuş bir volkan gibi...
Ahh Ethem Bey ah! Kaç kadını mutsuz ettin sen? Birine umut verdin, terk edip gittin. Birine umut verdin, sonra başkasıyla evlenmesine göz yumdun. Tuttun sevdiğinin kardeşiyle evlendin. O kızcağıza da yazık ettin. Ya kendi kızın, Yaşar'ın? Ondan niye esirgedin sevgini? Mutsuzluk kader miydi yoksa anneden kıza geçen bir lanet mi? Doğduğu gün yetim kalan Lorin'e ne demeli? Hüzünlü bir hikayeydi. Seviyorum İclal Aydın'ın kalemini. Sırada serinin ikinci kitabı "Unutursun" var.
Bir Cihan Kafesİclal Aydın · Artemis Yayınları · 20202,586 okunma