Paramız bitti. Oğullarımdan biri geçici bir iş buldu ama o hepimizi besleyemez. Ben yirmi senti kabul etmek zorundayım. Mecburum."
Kara şapka başını kaldırdı, çenesine vuran ışık diken gibi sakallarını gösterdi. İp gibi ince boynundaki kıllar daha yatıktı. "Öyle!" dedi acı bir sesle. "Yapacaksın tabii. Ben yirmi beş sentlik işçiyim. Sen benim işimi yirmi sente devralacaksın. Ben o zaman kalacağım, aynı işi on beş sente ben senden geri alacağım. Öyle! Git, al bakalım!"
"E, başka ne yapabilirim!" diye sordu Baba. "Sen yirmi beş alasın diye açlıktan ölemem ya!"
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir patırtı, bir ayaklanma çıktığı anda topraklarını kaybedecek olan büyük mal sahipleri, tarih okuma olanağına da sahipler, okuyup esas gerçeği oradan öğrenecek gözlere de sahipler: Mal birkaç kişinin elinde birikti mi, koparılıp alınır. Bir de onun gölgesinde duran ikinci gerçek: Halkın çoğu aç ve çıplaksa, ihtiyaç duydukları şeyleri zorla alırlar. Sonra bir de, tarihin her sayfasından avaz avaz haykıran bir gerçek: Baskı ancak baskı altındakilerin güçlenmesine ve birleşmesine yarar.
Açlığı yalnız kendi midesinde değil, çocuklarının karınlarında da hissedebilen bir insanı nasıl korkutabilirsin? Korkutamazsın... her korkunun ötesindeki korkuları tanımıştır o adam artık.
Mae biliyor. Bunlar beş sentlik bir soda içer, soğuk değil diye sızlanırlar. Kadın kâğıt peçetelerden altı tane kullanır, hepsini yere atar. Adamın boğazına soda kaçar, suçu Mae'nin üstüne atmaya çalışır. Kadın burnuna kokmuş et kokusu gelmiş gibi yüzünü buruşturur, çıkıp giderler, ömürlerinin sonuna kadar herkese Batılıların suratsız olduğunu anlatırlar. Al'la yalnız kaldığı zaman bir isim takmıştı Mae bu tiplere. Meymenetsizler!
Büyüme sancıları çeken kaslarda ve zihinlerde çalışma isteği, yaratma isteği... ve bunların da bir milyonla çarpımı. Kasların çalışmak, zihinlerin yaratmak için sancı duyması zaten insanoğlunun kesin işlevlerinin en sonuncusu. İnsan demek bu demek. Bir duvar yapmak, bir ev, bir baraj kurmak, ona İnsan'dan bir şey katmak, o duvardan, evden, barajdan da İnsan'a bir şey almak. Ağırlık kaldıra kaldıra sert kaslar edinmek, düşüne düşüne net çizgi ve şekiller bulmak.Çünkü insanın bu evrendeki organik olsun, inorganik olsun, başka hiçbir şeye benzememesinin nedeni, yaptığı işin ötesinde gelişmesidir. Kavradığı şeyleri basamak olarak kullanıp yükselir, yapıtlarının çok ilerisine varır.