“Eğilerek yargıcın haraketsiz yüzüne baktı. Sonra ani bir haraketle peruğu çıkardı. Peruk yere yuvarlanırken altından geniş, çıplak bir alın çıktı. Alnın tam ortasında uçlarından bir şeyler sızan yuvarlak, kırmızı bir leke vardı.”
*uçlarından bir şeyler sızan yuvarlak, kırmızı bir leke*
“Mektubu getirdiklerinde saat dokuza yirmi vardı. Ben dokuza on kala yanından ayrıldığımda mektubu hala okumamıştı. Elim kapının tokmağında, bir an duraksadım, arkamı dönüp yapmam gereken başka bir şey var mı diye baktım.”
Kapıda durup odayı son bir kez gözden geçirdiğimde gerçekten de tatmin oldum. Yapabileceğim bir şey kalmamıştı.