Ortak Hedefler, Farklı Ajandalar: İran Savaşı ve Küresel Jeopolitik Satranç
28 Şubat 2026 sabahı Orta Doğu yeniden alevlendi. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılar, bölgedeki kırılgan dengeleri daha da derin bir krize sürükledi. Washington operasyonu “Operation Epic Fury”, Tel Aviv ise “Roaring Lion” olarak adlandırdı. Aynı askeri harekâtın iki farklı isimle anılması tesadüf değildir; aksine bu durum, iki müttefikin aynı sahada savaşsa da farklı siyasi anlatılar ve stratejik hedefler taşıdığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Tarihte çoğu zaman ortak askeri operasyonlar tek bir isim altında yürütülmüştür. 1991’deki Körfez Savaşı’nda kullanılan “Desert Shield” ve “Desert Storm” isimleri koalisyon içindeki birlik ve ortak stratejiyi temsil ediyordu. Buna karşılık 2026’daki İran operasyonunda ortaya çıkan isim ayrılığı, Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik öncelik farklarının sembolik bir yansımasıdır.
ABD açısından İran savaşı yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Washington için bu kriz, küresel güç dengelerinde yürütülen daha büyük bir jeopolitik rekabetin parçasıdır. Özellikle enerji piyasaları üzerindeki kontrol, ABD’nin Çin ile yürüttüğü küresel rekabette önemli bir araç olarak görülmektedir. İran’ın petrol akışını baskı altında tutmak, Washington’a küresel enerji piyasalarında stratejik bir manevra alanı sağlamaktadır.
Bu bağlamda ABD’nin amacı, İran’da doğrudan bir rejim değişikliği gerçekleştirmekten ziyade, daha kontrol edilebilir ve müzakereye açık bir siyasi düzen oluşturmaktır. Bazı analistlere göre Washington’un hedefi radikal bir devrim değil, mevcut sistemi tamamen yıkmadan İran’ı yeniden masaya oturtacak bir güç dönüşümüdür.
İsrail açısından ise İran ile savaş yalnızca stratejik değil, aynı zamanda