Yahya Sinvar, hayatı boyunca asil bir yalnızlık biriktiren bir direniş eri, ümmetin suskunluğunu yırtan bir cesur ses ve İslâm'ın vakarını gösteren bir aziz zattı.
Sözlerin göğsüme konar mı diye
kuş sesleri çağırdım gittiğim yere
eğer seni tanımasaydım efendim
bir şeyi olmazdım kendimin bile
Her şeyin sırrını merak ettim efendim
kendi sınırımı ve sınırımdan öteyi yüzümde
kimsenin gitmediği bir doğu hırkana mı
sığınsam yurtsuzlar gibi
Ben üstüme düşeni şiir diye kaldırdım
bazen ilaç oldum bazen açık bir yara
bende söküp duruyorken çivi çiviyi
uzakta güzel dedim baktığın dağlara
Şimdi gelsen ve otursan yanıma
şiir ne anlama geliyor
hayat ne anlama gidiyor, anlatsan bana
Çöle döndü tüm dünya, kabil değil sensizlik; esmer günler boyunca yokluğuna yanmıştım. Ciğerlerim kan tutmuş kıpkırmızı gelincik, imsak vakti son tütünü seninçin yakmıştım.
Senin gibi sarp diye hep dağlara bakmıştım; alnına miraç değmiş, gülüşünde sadelik. Parmağım hep tetikte, beceririm sanmıştım; aynada yüzüm kaldı bir ölümlük dirimlik
her şeyi hatırlamak mümkün değil
ve her şeyi unutmak
kendi canına hasret gidiyor insan
bir yurdum yok
elimden tutanım
kalbime okuyanım
sanki bir gölgenin istenmeyen uzvuymuşum
kırıldığım adreslerde kimi arıyorsam