Bir gazete sayfasından kasıtlı bir seçmeye gidilmeksizin alınmış birkaçı şöyledir örneğin: Şube, temettü tevzii, rantabilite dalgalanması, atom bombası, varoluşçuluk. Tümü de karmaşık, uzun ve iddialı sözcükler bunların, tümü de aynı kusuru içerir, boyutlarından biri eksiktir, söz konusu nesneyi nitelerler nitelemeye, ama büyüleyici, sihirli güçleri yoktur, aşağıdan, topraktan ve halkın bağrından değil, yukarıdan, redaksiyon bürolarından, sanayinin tezgâh ve atölyelerinden, yönetici kadroların makam odalarından gelirler.
Eski, gerçek, olgun, altın değerinde, saf ve sağlam, kusursuz sözcüklere birkaç örnek: Baba, ana, ata, toprak, ağaç, dağ, ova. Bu sözcüklerden her biri profesörün ya da idare meclisi üyesinin olduğu kadar, çobanlık yapan bir çocuğun da anlayabileceği sözcüklerdir, her biri yalnızca usumuz değil, duyularımıza da seslenir, her biri anımsamalardan, tasarımlardan ve çağrışımlardan bir bulut kaldırır havaya, her biri dünya durdukça duracak, onsuz yapılamayacak, yokluğu düşünülemeyecek bir şeyi anlatır.