Insan var olduğu günden bu yana sürekli olarak içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış Ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur
Insanın gerçekte neye ihtiyacı duyduğu, onun beden ve ruhunun tamamını gören Cenab-ı Allah tarafından bilinir. Nimet lazımsa nimet, musibet lazımsa musibet gelir. Lazım olduğunda musibet de bir nimettir. Baş ağrısına ihtiyacı olabilir mi insanın? Beden ve nefs bakımından bunun bir gereksinim olmadığı açıktır (;) ancak nefsin bir şeye ihtiyaç duymaması, ruh ve kalbin de ona gereksinin duymadığı anlamına gelmez. Sufiler derler ki, nefse lezzet veren pek çok şey ruha acı vermektedir, ruhta tat bırakan pek çok şey de nefste keder olarak hissedilir. Oruç nefse acı verse bile ruh ve kalp için bir lezzet, bir gıda ve bir ihtiyaçtır. Efendimiz (sav) bir hadislerinde "Ben açlıkla doyuruluyorum" buyururlar
Bazen fakirlik bir ihtiyaçtır, bazen hastalık, bazen de huzursuzluk. Kimin neye ihtiyacı varsa, o olmaktadır. Çünkü kainat ihtiyaç sinyallerine göre çalışan bir sistemde yaratılmıştır.
Çocukken anlamını bilmediğimiz olumsuzlukların aslında olumlu olduklarını yetişkinliğimizde kavradığımız gibi, dünya hayatında şer gibi görünen olayların hikmetlerini de, hakiki Hayat olan ahiret yaşamında öğrenecek ve iyi ki bu işler başımıza gelmiş diye sevineceğiz.