Bedeni hücreye kapatılan bir mahkumun, zihniyle zaman ve mekanda yaptığı özgürlük yolculuğu….
Jack London, insan ruhunun ölümsüzlüğünü ve gaddar hapishane sistemini çarpıcı bir felsefeyle ele alır.
Yıldız GezginiJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,4bin okunma
Evariste Gamelin yetenekli ve geleceği parlak bir ressamdır. Annesiyle birlikte yaşamaktadır. Sıkı bir Fransız Devrimi destekçisidir. Çevresi tarafından sevilen saygı duyulan bir insandır. Ayrıca aşık olduğu ve kendisini seven bir genç kız vardır. Onunla nişanlanma evresindedir. Ama bir gün beklenmedik bir şey olur. Gamelin ihtilal mahkemesine jüri üyesi olarak seçilir. Bundan sonra hayatı tamamen değişir.
.
Fransız İhtilali'nin hemen sonrasında yaşanan ve Kızıl Ter.ör olarak bilinen dönemi anlatıyor. O dönem, ihtilalcilerin, kim olduğuna bakmaksızın kendilerine karşı olan herkesi giyatine gönderdikleri karanlık bir zulüm dönemidir. Kafanızın koparılması için ağır bir suç işleminize gerek yoktur, hırsızın da katilin de ahlaksızın da kavga çıkaranın da aleyhte konuşanın da hatta konuşmayıp susan ve sadece sadece kukla yapanın da başını kopartan katı bir rejim vardır. Mahkemeye çıkmanız için de bir suç işlemenize gerek yoktur. Hakkınızda yapılacak bir ihbar yeterlidir. Biri sizin için "bu adam kralcı, bu adam devrime karşı, bu adam devrimin reisine laf söyledi, bu adam hiçbir şey yapmadı ama çok şüpheli"demesi yeterli. Kendinizi önce zindanda, sonra tek celselik mahkemede, sonra da giyotinde bulmanız an meselesi... Suçsuzluğunuzu ispat etmenize bile müsaade edilmeden hem de...
.
Roman, bu kendi çocuklarını dahi yiyen devrimin kanlı günlerini anlatıyor. Ve o devrin insanını, Gamelin'in tavırlarında gerçekleşen değişimleri göstererek resmediyor. Gamelin'in vicdanının yavaş yavaş erimesine, tükenmesine, onun gaddar bir zalime dönüşmesine şahitlik ediyoruz. Tıpkı yeni bir sistem kurmak için kana ihtiyacı olan bütün zalim rejimler gibi bu rejim de her gün onlarca, yüzlerce masumun kanını akıtıyor. Ve yazar haklı olarak sistemin bu kan dökücülüğüne iki kelimelik muhteşem bir
Çocuklarla kitap okurken bazen biz yetişkinler de hikayenin içinde kaybolup gidiyoruz ya, işte Gaddar Orman tam olarak öyle bir seri.
Kızımla birlikte ilk kitabı o kadar çok sevmiştik ki, serinin bu kitabını da büyük bir heyecanla okuduk. Tilki kardeşler Ted ve Nancy’nin Gaddar Orman’daki yeni maceraları, yeni komşuları Parıldayan Fındıklar ve tabii ki Belediye Başkanı Sebastian Gümüş’ün planları bizi yine çok eğlendirdi.
Bol gizem, bol eğlence ve her sayfada kıkır kıkır güldüren bir hikaye var. Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak ve birlikte kaliteli zaman geçirmek için kesinlikle harika bir alternatif.
Oğuz Boyları'nın niceliksel (sayısal) olarak en
büyüklerinden biri olan Beğdililer, Anadolu'ya geç gelen Türkmenlerdendirler. Harzem bölgesin-de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na bağlı bir beylik olarak varlıklarını devam ettirirlerken, Selçuklu İmparatoru Sultan Sencer'in ölümünden sonra bölgede bağımsızlık ilan ettiler. Kısa bir sürede Asya'nın büyük imparatorluklarından biri haline geldiler. Harzemliler'in Ottar valisinin çirkin ve gaddar bir şekilde 450 kişilik Moğol kervanını katletmesi üzerine; Moğol Hanı Cengiz Han, batıya sefer düzenledi. Harzemşahlar'ın son imparatoru Celalettin Harzemşah, Moğollara karşı destansı savaşlar verirken; Abbasi Halifeleri de, Nizariler de Anadolu Selçukluları da ona yardım elini uzatmadılar. Hatta Abbasiler ve Nizariler; el altından Moğollara yardım ettiler. Temel gerekçeleri, Beğdililer'in Alevi oluşuydu. Bunun bedelini sonradan çok ağır ödediler. Anadolu Selçuklu sultanı Alaattin Keykubat, bu hatasının farkına varıp, yaklaşan Moğol tehlikesine karşı, Harzemşahlar'ın (Beğdili Türkmenleri) kalan güçlerinden yararlanmak için onları yanına çekti ise de eşi Berduli'nin, oğlu 2. Gıyasettin'in ve veziri Sadettin Köpek'in oyunlarına kurban gidip, zehirlenerek öldürüldü. Alaattin Keykubat'tan sonraki Selçuklular da, Osmanlılar da Beğdililere
çok acılar çektirdiler
HarzemşahlarVeli Saltık · Liman Yayınevi · 20241 okunma
İlk kitabını da bir çırpıda okumuştum bunu da aynı şekilde merakla ve heyecanla bitirdim gaddar orman bence 2 kitapla sınırlı kalmaması gereken muhteşem bir eser
Sayın Tanpınar,
Bu mektup geçmiş zamanın tozlu raflarına terk edilmiş bir özlemin yankısını taşımaktadır.
İstanbul’un tüm ihtişamıyla yansıdığı o tabloların nesneleşmiş anlara atılmış bir çentiktir harflerim ve her bir cümlem yaşanmamış günlerin çetelesini tuttuğum ruznâmeden alıntıdır.
Zamana çentik atmaya başladığım o ilk andan itibaren bu güne değin süren bu gecikmişlik hâli, Mübarek’in çarkları arasında daha da bilenerek dışavurmaya devam ediyor.
Eskimiş yüzlerin bir izdüşümü olan bu gecikmişlik beyanı, aklımı kalbimin çekmecesinden çıkardığım o "geniş zaman" algısına ram olduğum şu ezelî ve ebedî saniyeden itibaren nihayete eriyor. Kalemim parmaklarımın esaretinden kurtulup ürkek ve marazlı sözcüklerim, kırık kanatlarıyla Boğaz’ın sisli sularına doğru yola çıkmaya hazırlanıyor.
Zarfımı anın geniş ufkuna emanet ediyor, pulunu geleceğin meçhul boşluğuna mühürleyip tüm zamanları içine alan bu müşterek iç döküşü, bu hüzünlü senfoniyi sizinle paylaşıyorum.
İnsan, fikirlerini de büyütürmüş meğer kendi tenhalığında... Ben de büyüttüm yıllarca söylencelerin ağırlığını omuzlarımda. Tıpkı Nuri Efendi’nin saatlere yüklediği anlamlar gibi suyun derinliğindeyken ağır, yüzeye çıktığında "incir çekirdeğini" dahi doldurmayacak anlamlar...
Şimdi bu anlamları "sahnemin dışında" bırakıp bu içi boş ama muazzam derecedeki ağırlıktan, dipsizliğin o derin uğultusundan kurtuluyorum nihayet.
Evvelce zatıalinize arz ettiğim o "sükût provası" meselesi –doğrusu ben bu durumu aristokratik bir inzivada ruh terbiyesi sanıyordum ki yanılmışım– zihnimde, metruk bir mabedin estetiğiyle örülmüş bir girdaba dönüştü. Dayanılmaz hâle gelen bu trajik ciddiyeti, bu yapay mukaddesatı muhafaza edebilmek uğruna kalbime çıkan tüm yolları kapattım. İçimde filizlenen taze sürgünleri titiz bir bahçıvan