“Biliyoruz ki, Vahşi Adam kendi dünyevi kadınını aramaktadır. Ürkütücü olsun ya da olmasın, bir başkasının vahşi ruhu tarafından harekete geçirilmeye izin vermek en derin sevgi eylemidir. İnsanların “kaybetmek”ten çok korktukları bir dünyada, diğer bir insani ruhun tanrısallığında çözülmenin karşısına dikilmiş koruyucu duvarlar da bir o kadar fazladır.
Vahşi Kadın’a uygun olan eş, ruhsal bir inadı ve dayanıklılığı olan, kendi içgüdüsel doğasını bir kadının ruhsal hayatının örtüsü altına göz atmak ve orada görüp duyduklarını kavramak için gönderebilen bir eştir. Anlamaya çalışmak için geri dönmeyi sürdüren, yol üstündeki çekim odaklarının kendisini alıkoymasına izin vermeyen adam, iyi bir eştir.
Öyleyse, erkeğin vahşi görevi kadının gerçek adlarını bulmak, bu bilgiyi onun üzerinde güç kazanmak için değil, tersine onun yapıldığı tanrısal özü anlayıp kavramak, bunun üzerinden akıp geçmesine, onu şaşırtmasına, sarsmasına, hatta korkutmasına izin vermek için kullanmaktır ve onunla birlikte kalmaktır. Adlarını birer şarkı gibi yüksek sesle onun üstüne söylemektir. Bu, kadının gözlerini ışıtacaktır. Bu, erkeğin de gözlerini ışıtacaktır.”