Gamtem

Sosyal medya ve ikiyüzlülük (istenç)
Beni, insanların nasıl da ikiyüzlü ve yalancı olabileceğini görmemi sağlaması suretiyle depresyona sürüklemektedir. uzun yıllardır tanıdığım bir kadın var. evli, çocuklu. yıllardır evliliğinden yakınır, çocuğum olmasa ayrılırdım der. bir yandan da facebooku instagramı mutlu aile pozlarıyla dolu. geçenlerde ortak bir arkadaşımızla muhabbet ederken konusu açıldı, "bir yandan evliliğinde mutsuz olduğunu söyleyip bir yandan bu kadar mutlu aile pozunu nasıl paylaşabiliyor, anlamıyorum" dedim. arkadaşım da "her paylaşımından sonra beni arayıp 'fotoğrafıma like atar mısın' diye soruyor. çok like ve güzel yorumlar alınca kocasına gösterip 'bak insanlar bizi nasıl beğeniyor' diyormuş" kırklı yaşlarındaki çoluk çocuk sahibi insanların evliliğinin başarı kriterinin sosyal medyada fotoğraflarının aldığı beğeniler olması beni bambaşka diyarlara sürükledi. artık gördüğüm hiçbir şeye inanamaz oldum. çok yorucu bir his.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çirkin kadın olmak (istenç)
Kadın arkadaşlarım içinde bize dayatılan güzellik algısını aşırı benimseyip güzel oldukları halde kendini çirkin hisseden çok fazla kişi var. kaşlarını ince bulup dövme yaptıranlar, göğüs estetiği için para biriktirenler, zayıf olduğu halde belli bölgelerden yağ aldırmak isteyenler tanıyorum. ve bu insanlara gerçekten, samimiyetle acıyorum. bilhassa kadın cinsinin güzel olmak uğruna vücuduna bir sürü kimyasal enjekte ettirmesinden, kendini kestirip biçtirmesinden, vücuda zararlı topuklu ayakkabıların üstünde gezinmeye çalışmasından büyük üzüntü duyuyorum. bunları bir kedi yapmaz mesela. kendini güzel ya da çirkin bulmak gibi bir gündemi yoktur kedinin. çirkin ya da kendini çirkin sanan kadınlara da şunu söylemek istiyorum. hiç de güzel olmayan bir arkadaşım var. gayet yakışıklı ve zengin bir adamla evli, inanın yüz yılın aşkını yaşıyorlar, tanıdığım en mutlu çiftlerden biri kendileri. bu kadın arkadaşım dalgıçtır, paraşütle atlar, 3 dil biliyor, inanılmaz zeki ve komiktir, kaprisi takıntısı yoktur, sürekli okur. güzel olmamak demek, ille de sevilmeyeceğiniz mutsuz bir hayat demek değildir. erkek ya da kadın fark etmez, bir ilişkiye en büyük katkınız görünümünüz olmamalı. güzeller için hayat da ilişki de nispeten kolaydır; ancak herkes eninde sonunda huzur veren, birlikte gülebildiği, eğlenebildiği, yanında güvende hissettiği kişiyle mutlu olur. sözde değil gerçekten kendinizle barışın, hayatınızdaki insana huzur ve güven verin, beyninizi ve kalbinizi sevecek zekada bir insan bulun. unutulmaması gereken bir şey de güzelliğin göreceli olduğudur. benim için güzellik, karakter ve zekayla desteklenmedikçe hiçtir. örneklemek gerekirse, ayşen gruda hülya avşar'dan güzeldir, aksi de iddia ve ispat edilemez.
Şurası muhakkak ki, kendi üzerimdeki uzun araştırmalardan sonra insanın yaratılışındaki o derin çift yönlülüğü günışığına çıkardım. O zaman,belleğimi kaza kaza, alçakgönüllülüğün parlamama, küçülmenin yenmeme ve erdemin ezmeme yardım ettiğini anladım.Barışcı yollarla savaş açıyordum ve en sonunda, çıkar gütmezlik yoluyla, göz diktiğim her şeyi elde ediyordum.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Duyarsızların anlamayacağı türden bir hikaye...(mehmet reşad)
9-10 yaşlarındayken evimizin yanındaki parkta, bi duvar kenarında yatıp kalkan, orada yaşayan bi adam vardı. 30'lu yaşlarında, siyah beresi, krem, kirlenmiş kazağı, yırtık kadife pantolonu ve artık dikkatli bakınca yırtıklarından ayakları görünen ayakkabılarıyla çocukları izlerdi. o adamı oradan gidene kadar ben bi daha hiç doyasıya mutlu olup oynayamadım o parkta. hiç kimsenin umrunda değildi, ama ben küçük muhtarlık kulübesinin duvarına saklanıp uzun uzun onu izlerken, dizlerini karnına çekip uzun uzun çocukları izlemesi, bazen üstüne gelen toplara kocaman bi gülümsemeyle bakması, kendine yaklaşmaya korkan çocuklara dünyanın en sıcak tebessümüyle toplarını atması.. bana hep tuhaf gelirdi. içimde bi yerler o adamı düşünürdü hep. ben evde sıcak yemeğimi yerken, yeni montumu, beğenmediğim kazakları, sırf rengini beğenmedim diye aldırıp da giymediğim botlarıma bakarken hiç çıkmazdı aklımdan. oraya ilk geldiğinde kartonların üstünde yatıyordu. kat kat kazak ve montla bile dişlerim birbirine çarpardı o havada, o hiç üşümez gibiydi. ama nasıl üşümesin ki? kim bilir nasıl titriyordu o incecik kazağıyla.. beresini gözlerine kadar kadar çekerdi yatacağı zaman. neden kimse yardım etmezdi düzgün, hiç bilmiyorum. bi sıcak çorba vermek, bakkaldan bi ekmek, bi peynir almak bu kadar zor muydu ya? en çok da içime bu otururdu işte. sonra bi gün battaniyesi olmuştu. kim bilir hangi çöpün yanından buldu. bi tarafı yanmış, kapkara bi battaniyeye sarılıyordu. ya o yüzündeki gülümseyi görmeden size anlatamam ben o mutluluğu. ne zaman dönüp baksam, battaniyesini özenle düzgün örtmüş olurdu üstüne. bakıp gülerdi. bi başka gün muşamba gibi bi şey bulmuş, onu taşıyordu. duvara tutturmuş sonra, onu üstüne kapayıp yatıyordu. çok uyuyordu nedense, belki uyku bizi gerçek dünyadan koparıp
Sevgili yüzünden peçeyi (örtüyü )seher vaktinde kaldırır. Uyanık olan onu seyreder.
Din